25 Ekim Pazartesi 2021

Analiz - Sultan Şenyazar | 13. SAVAŞÇI

Analiz - Sultan Şenyazar | 13. SAVAŞÇI

Antonio Banderas’ın başrolünde oynadığı bu film, önemli bir sahnesinde verdiği basit bir mesajla, bugün siyaseti izlerken belki de en çok gözden kaçırdığımız konuda bizi uyandırıyor.

 

Filmde bir köy vardır ve tarif edemedikleri bir canavar ordusu tarafından sürekli saldırıya uğramaktadır. Yardım isterler. Anlattıklarına göre canavarlar, gece veya sis bastığında gelirler, ellerinde meşale tutarlar, sağı solu yakarlar, haliyle çok net görülemezler. Ata binerler ancak garip dişleri vardır, garip dişleri falan vardır, ayıya benzer silüetleri vardır. Uzatmayalım, gelişir ve yine bir baskın sırasında savaşın bir yerinde Antonio Banderas, canavarların birini haklar, yere düşürür ve maskesini açıp altındakini görünce bağırır: “Bunlar insan !!!”  Ve canavarın aslında insan olduklarını anlayınca mücadelenin seyri değişir, cesaretlenirler, zafer kazanırlar vesaire.

 

Bugün eğer kişileri bir sosyal medya hesabında görüyorsak, bir gazete haberinde, tv ekranında bir siyasetçi veya önemli bir bürokrat olarak görüyorsak, onu maskelere sarıyoruz ve insan olduğunu unutuyoruz. Hep bir menfaat hesabı içinde olan, buna göre davranan, idealleri falan olmayan, herşeyi bilinçli bir stratejiyle yapan bir makine olarak bakıyoruz. Bazılarına da tam tersi, olmayan bir melek hilyesi giydiriyoruz, olmayan zekalar ve üstün özellikler, meziyetler atfediyoruz. Haliyle, aslında çok basit bir strateji izleyerek menfaatinin peşinde koşan tipler olduğunu ıskalıyoruz.

 

Seri katil Atalay Filiz hakkında yazılanları hatırlıyor musunuz? “Çok zeki, çok akıllı, şöyle eğitimli, böyle bilgili” gibi gerzek yorumlar günlerce manşetlerde kalmıştı. Adamı Einstein ilan etmeye 5 kala, bir ormanda, sümsük gibi pelperişan halde saklanırken yakaladık. Ve kimse çıkıp “bu adam bu kadar zeki olsa, bu kadar eğitimle, bilgiyle doğru dürüst bir kariyer yapardı, ormanda kaçak olarak kariyerini hapiste sonlardırmazdı” demedi.

 

Bugün Sedat Peker meselesi, aslında köye saldıran canavar gibi. Ayı postuna, canavar görüntüsüne bürünmüş basit bir insan. Fevkalâde birşey yok. Sadece hedefindeki kişiye saldırıyor. Oda post giymiş. Saldıracağı zamanı seçmesini de biliyor, gece ve sisli zamanda… Filmi izlerseniz daha pekçok detay yakalayabilirsiniz.

 

İki aydır, işi gücü bıraktık bu tiyatroyu izliyoruz. Kimse kusura bakmasın, basın da, sosyal medya da, tv kanallarındaki yorumcular da, toplumun pekçok farklı kesimi de, gözümüze far tutulmuş gibiyiz. Öyle ki izlerken hayatın temel kurallarını bile unutuyoruz.

 

“Ortada iddialar var!”. Hımm.. Peki bir insanın konuştuğu herşey bir iddia mıdır? Yani ben şimdi oturup bir twitter hesabından istediğim herhangi bir popüler kişi hakkında gelişigüzel birşeyler anlatsam, itham ettiğim kişinin ne yapması lazım? “Çok üzgünüm, istifa ediyorum” mu demeli, sırf ben söyledim diye..

 

İddianın sonuç üretmesi için, yani muhataplarını harekete zorlaması için bir dayanak, bir delil lazım. İddianızı sağlam bir delille desteklersiniz ve gidip adalet ararsınız. Eğer şahit olduğunuz birşeyler var da evrakı yoksa (her olayın kamera kaydı olacak değil sonuçta) o zaman da kalkar savcılığa gidersiniz, “ben şahidim” dersiniz. Ama bunların hiçbirini yapmayıp oturduğunuz yerden “bu iş böyle böyle, hadi oturun araştırın” derseniz, bu sadece toplumla alay etmektir. Kimse sizin oyuncağınız değildir. Ağzınızdan çıkan Ayet-i Kerime olmadığına göre, bizim de oturup tefsir yazmamıza gerek yok.

 

Peki bugün bizim elimizde ne var? İki aydır gelişigüzel konuşan bir insan, bir mafya lideri. Yani zaten işi kanundışılık olan bir insan. Tek bir delil, tek bir belge yok. Sadece söylem var. “Araştırın, hts kayıtlarına bakın”.. Tamam da niye işi gücü bırakıp senin her sözünü araştırıyoruz. Elindeki iddialar için avukatı aracılığıyla bile olsa bir vatandaş olarak savcılığa suç duyurusu var mı, yok.. Peki kimin başvurusu var savcılığa? Süleyman Soylu’nun.. İddiaların araştırılmasını istemiş. Hukuken üstüne vazife değilken, ispat yükümlülüğü iddia sahiplerine aitken, Süleyman Soylu işi bir adım öne taşımış ve savcılığa başvurmuş.

 

Ancak garip bir şekilde burayı da ıskalıyoruz. Odaklandığımız tek nokta canavarın ayı postu. Hala postun altındakine bakmıyoruz. Her akşam senaryolar üretiliyor, yorumcular saatlerce tartışıyor, hükümet düşürülüyor, yeniden kuruluyor. Yakındır, 3 ayda bir ortalıkta gezen Photoshop üretimi kabine listeleri yeniden piyasaya çıkar.

 

Söz söyleyen herkeste bir keramet aramak, öte yandan da atılan her adımın altında bir menfaat hesabı aramak, hastalıklı bir ruh halidir. Devlet Bahçeli’nin “Soylu yalnız değildir” açıklaması üzerine bu sabah sayfalarca analiz okudum. 

 

Cumhur İttifakı’nın akibetine bağlayan mı ararsın, ittifak çatırdıyormuş da kopması diye Devlet Bahçeli Soylu üzerinden mesaj veriyor diyen mi ararsın, ne ararsan var. Kimse de dememiş ki “yahu adam Soylu’nun siyasi duruşunu seviyor, yaptıklarını seviyor, doğru buluyor ve insan olarak destek oluyor olamaz mı? Hayatını siyasetle geçirmiş bir insanın, bu ülke için hayalleri olamaz mı, terör örgütü PKK ile mücadele ve milli duruş, adamın Kızıl Elması olamaz mı? Futbol takımlarını kalbimizle tutmuyor muyuz, kalben ve samimiyetle destekliyor olamaz mı?”.. Hayır, bunu demiyoruz, bunu diyene de inanmıyoruz. Çünkü gözümüz hep o canavar postuna takılı.

 

Bir sözüm de “düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığına takılanlara... “Erdoğan devrilsin de sonra bakarız” kafasıyla siyaset yapanlara, Özal öldükten sonra olan biteni hatırlatırım. Özal gitsin de herşeyi hallederiz diyenler, bunun için ittifak kuranlar, Özal gittikten sonra kendilerine geleceğini zannettikleri iktidarın bir anda vesayetçilerin eline geçmesini sadece seyredebildiler. Bugün LGBT’den FETÖ söylemlerine kadar iktidarın karşısında ne varsa sarılan muhalefet, aslında ipleri başkasına teslim ettiğinin farkına vardığında geç olabilir.

 

Gazeteciye tiraj lazım, reyting lazım, muhalefete iktidar koltuğu lazım, hepsine eyvallah. Ama hepimize bir ülke lazım ve elimizde sadece bir tane var. Onun için şu postların altına bakmak, aklımızı kullanmak ve işimize gücümüze bakmak lazım.

Yeni Yorum