25 Temmuz Pazar 2021

Naif Analiz - Ali Naif Çakar | Sorunlu Gazetecilik; “Saygı”değmez Mevzular

Naif Analiz - Ali Naif Çakar | Sorunlu Gazetecilik; “Saygı”değmez Mevzular

Büyüklerini say, küçüklerini sev!

Bu ülkenin evlatları yaşamsal öğretilerine saygı’ya köken olan ‘say’makla başlarlar.

 

Bir, iki, üç… diye devam eden ritmik bir sayı sayma işleminden bahsetmiyoruz elbette.

“Usta” bir yazarın, eli yıllardır kalem tutan, gazetecilik mesleğinin artık abileri arasında yer almaya namzet yaşını başını almış birinden bahsetmek icap etti.

 

Dijitalleşmenin getirdiği sosyal medya yıpratıcılığının gazetecilik mesleğini her geçen gün daha da zorlaştırdığını görüyoruz.

Meslekte yıl geçirmek, şayet boya işine girilmediyse saçları ağartmak ve yıllara sari bu tecrübeye sahip olmak son derece önemli bir nitelik.

 

Ama sizi meslekte “usta” yaptığı varsayılan bu birikimin kendini otorite sanmanın vermiş olduğu kibirle birleşmesi tüm bu tecrübeyi eksi bakiyeye düşüren büyük bir yanılgıdır.

Toplumun belirli kesimlerinin teveccüh gösterdiği, internet dolaşımlarında tıkladığı ve okuduğu köşe yazarları toplumla tek taraflı konuşan kişilerdir.

Gazeteci olmak araştırmaya, köşe yazarı olmak ise anlatıcılığa tekabül eder.

 

Hem gazeteci, hem de yazar olanlar ise daha büyük bir sorumlulukla karşı karşıyadır.

Tecrübesi olanlar yazdıklarının nereye gideceğini, yazının ana konusu içerisine cımbızla sıkıştırdıklarıyla da konunun nereye kayması gerektiği yönünde niyetlerini de ortaya koyarlar.

Günde yüz kişinin okuduğu yeni bir yazarla, on binlerce kişinin okuduğu yazar hukuki olarak eşit sorumluluklara sahiptir.

 

Ama üzerine “usta gazetecilik” etiketi yapıştırılan birinin diğeriyle toplumsal eşitliği henüz mevcut değildir.

 

Giriş kısmını yukarıda bırakarak, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun attığı bir tweet’le gündeme düşen önemli bir konuyu tartışma fırsatını yakaladık.

 

Yılların gazetecisi diye hakkında yazılıp çizilen, Ankara çevrelerinin ve belirli siyasi ağların içerisinde gazetecilik-yazarlık yapmaya çalışan birinin Trabzon Milletvekili ve eşine ilişkin yazdığı yazıda satır aralarına gizlenmiş  yersiz vurgular İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun gözünden kaçmamış.

 

Asayiş, Göç ve Terörle Mücadele başta olmak üzere Türkiye’nin büyük konularıyla gece gündüz çalışan bir Bakan’ın dikkatinden kaçmayan ve doğrudan müdahil olma gereği duyduğu mevzu bahis yazı belli ki ustalıkla değil ancak ustaca yazıldığı sanılan bir yazıdır.

 

Özellikle gizli çekimlerle, videolarla Genel Başkan değiştiren bir siyasi çizgiye yakın olan bir gazetecinin böylesine bir damardan ve imalı bir anlatımdan besleniyor olmasını çok görmemek lazım.

 

Açıkça anlaşılıyor ki sosyal medyadan konu olan “Namussuzluk” ifadesi kendisinden görmediklerine karşı başvurulan yakışıksız imalara karşı bir dur demek anlamı taşımaktadır.

Düşünce hürriyeti kimseye ahlaki sorumsuzluk yüklememelidir.

 

Sorumlu gazetecilik çizgisini kibir ve küçümsemeyle sorunlu gazetecilik noktasına taşıdığınızda karşınızda da bir tepkinin oluşmasına şaşırmamak, ağlamamak lazım.

Her mesleğin etik kurallar gibi yazılı olmasa da namusu vardır, insanın namusuna ilişkin yazılar yazıp gazetecilik mesleğinin namusunun tartışılmamasını beklemek imkansız bir şey.

Gazeteciliğin namus sınırlarını bilerek veya bilmeyerek aşıp hata yapabilirsiniz. Bu hata bir müddet sonra mesleğinizin namusundan şahsınızın namusla olan ilişkisi şeklinde sirayet edebilir.

 

Saygıdeğer bir gazeteci olmak dururken, “Saygı”değmez bir gazeteci olmak, muhalefet edelim, farkımızı ortaya koyalım diye 3. Sayfa haberciliğine öykünmek ve özür dilemekten kaçınmak tecrübe işi değil bir erdem meselesidir. 

Belli ki İçişleri Bakanının bu tepkisini dahi anlayamayacak kadar kibre kapılmış jakoben bir anlayış var.

 

Özellikle söz konusu yazıyı yazan gazetecinin ve sesli gürültülü bir şekilde arkasında durmak zorunda kalanların, diğer gazetecilere,  millette ve yazıya konu edilen milletvekiline karşı büyük bir özür borçları var.

 

Özür dilemekte namuslu bir erdemdir…

 

 

Yeni Yorum