14 Mayıs Cuma 2021

Naif Analiz - Ali Naif Çakar | Türkiye  “Boğaziçi Cemaati”nden Büyüktür!

Naif Analiz - Ali Naif Çakar | Türkiye  “Boğaziçi Cemaati”nden Büyüktür!

Bir önceki yazımda “Akademik Oligarşi ve Boğaziçi Dükalığı” başlığını kullanmıştım.

O ifadeye fazlasıyla aynen devam!

 

Yazı yayınlandıktan sonra “Boğaziçili” oluşumlar tarafından farklı muhataplara karşı yayınlanan cevabi metinler ve basın açıklamaları ardı ardına mantar gibi patladı.

 

Dışarıdan bakılınca ve görece az tanıyarak entelektüel vasfı verebileceğiniz bir akademik yapının kendi içerisinde bir cemaat yapısı olduğunu fark edince hayal kırıklığınız da derinleşiyor.

 

İnsanlar güçlü bir değer sistemi üretemedikleri yerde sıradanlaşırlar, kalıplaşmış değerlerin gölgesi altında kültür adı altında kendilerini yaşadıkları toplumdan tecrit ederek kendilerince yüceleşirler!

 

Türkiye dini, toplumsal ve kültürel alanları istismar eden bagajlarında gayri milli ve manevi ajandalarla dolaşan “cemaatlerle” de büyük bir mücadelenin içerisinden geçiyor.

 

Kimliğin ve aidiyetin kişiliğin, değerlerin ve ülkenizin önünde olması derin bir tartışma konusudur. Bu açıdan bakınca “Boğaziçi cemaati” son olarak karşılaştığımız yeni bir tür olarak literatürdeki yerini almak üzere.

 

Bu ülkede Cumhurbaşkanı tarafından bir Rektör ataması ilk defa Boğaziçi’ne yapılmış değilken, öncekilere susmak ve atama kendi keyiflerince olmayınca ön saflara öğrencileri ve öğrenci kılığına girmiş marjinalleri sürüp bağırıp çağırmak bu ülkeye geçmişten bugüne değin yapılmış büyük bir sessizlik suikastıdır!

 

Ülkesine ve ülkesini yönetenlere karşı öfke ve nefretle dolup taşan bir akademik yapının sağlıklı bir bilimsellik üretmesini beklemekte yanıltıcı olabilir.

 

Kendi söyleyemediklerini son bir yıldır pandemi sürecini de göz önünde bulundurunca dışarı çıkmanın sosyalleşmenin dahi zor olduğu bir dönemde Boğaziçi kültürünü hangi ara içselleştirdiklerini anlamakta zorlandığım öğrencilere söylettiklerini anlamakta ayrıca zor bir iş.

 

Boğaziçi’nin eğitim süreçlerinin ve sosyalizasyonunun YÖK tarafından bilimsel araştırmalara konu edilerek çok iyi denetlenmesi gerekiyor.

 

Akla takılan bir diğer önemli husus öğrenci eylemlerindeki bayraklara ve dövizlere bakınca LGBT bireylerin mi Boğaziçi’ni tercih ettikleri yoksa Boğaziçi’nde LGBT Bireyleşmeyi sistematik olarak teşvik eden özel bir yapının olup olmadığı hususu!  

 

Bunlar izaha muhtaç konular. LGBT bir insan hakları meselesi ve bir tercih meselesidir denilerek geçiştirilmemesi üstünün örtülmesine müsaade etmemek lazım, YÖK’ün gözetimi ve denetiminde bilimsel araştırmalarla izaha muhtaç konular.

 

Bayraklara tepkilere bakınca bu Boğaziçi’nde var bir LGBT’lik diyesi geliyor insanın ama hayırlısı bakalım nede olsa bilimsellik önemli.

Değinmek istediğim bir diğer konuda beyin göçü meselesi.

 

Konu sadece beyin göçü değil tabi ki birde ruh göçü meselesi var, konuyu açacağım.

 

Türkiye’de iktidara dönük eleştirilerin içerisinde beyin göçünün, ülkede okumuş yetişmiş çok nitelikli gençlerin iş için yurt dışına gittiği söyleniyor ya bu konu da bir istismar alanı.

 

“Boğaziçi Cemaatinin” etkisi altında kalan bir öğrencinin (her öğrenci kastedilmemektedir) yurt dışına gitmesi isabetli bir tercihtir.

 

Ama burada insanın burnuna kötü kokular da gelmiyor değil.

 

Akademinin farklı kollarına sirayet etme ihtimali olan bu “cemaatlerin” öğrencileri yurt dışına gitmeye teşvik ettiklerini, nitelikli öğrencilerin ülkeleri(daha doğrusu mevcut iktidar) için katma değer üretmemeleri için motive etmediklerini düşünmeden duramıyorum artık.

 

Bir üniversitenin hocalarının öğrencilerine rehberlik yapmaları, rol model olmaları akademisyenliğin şanındandır.

 

Ancak ülkeden umudu kestirip, öğrencileri üniversitenin ve şahıslarının sahip olduğu dışa açıklık gücüyle ideolojik olarak dışarıya yönlendirmişlerse bu büyük bir sorundur.

Bu güdümlü füze misali akademik oligarşi kendi “cemaatini” var kılmak ve kendi zihniyetini yeşertmek için bu ülkenin zihni açık evlatlarına bu ülkede ki bir geleceği çok görüyorsa, bu nedir acaba?  

 

Ruh göçü mevzusunu ıskalamayalım. Beyin göçüyle bedenleri bu ülkeden koparanların yanı sıra, bedenleri burada kalanlarında bu ülkenin ve milletin ruhuna ilişkin birikimlerini zihinlerinden dışarıya taşımalarını teşvik etmeleri de kısaca ruh göçüdür.

 

Ruh göçüne de dikkat etmemiz gerekiyor!  

Sona gelirken, Tanpınar’ın; “Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olma imkânını vermiyor” sözü yeniden zihnimizde ve vicdanlarımızda yeşeriyor.

 

“Boğaziçi cemaati” başta olmak üzere , LGBT’si, HDP’si , CHP’si, irili ufaklı küçük enişte bakiyesinden terör örgütleri, marjinal grupları, sosyal medyadaki provokasyon odakları hep bir ağızdan bu ülkenin üstüne gelmeye uğraştıkça, bu ülkenin evlatları olan bizler Türkiye’mizle meşgul olmaya devam ediyoruz ve devam edeceğiz…

 

Türkiye Dükalık zihniyetiyle formlanmış “Boğaziçi cemaat”inden büyüktür.    

 

Yeni Yorum