11 Mayıs Salı 2021

NaifAnaliz - Ali Naif Çakar | Sel, Kepçe, Zafer ve Barorizm

NaifAnaliz - Ali Naif Çakar | Sel, Kepçe, Zafer ve Barorizm

Allah beterinden korusun, Giresun Dereli’de yaşanan sel felaketi herkesi derinden yaraladı.

Suya ve sürüklediği toprağa takılıp hayatını kaybeden insanlarımız ciğerlerimizi dağladı.

Dünya nüfusu arttıkça, kıt kaynakların paylaşımı ve kullanımı sorun olmaya başladı. Artan nüfus ve tüketim ister istemez beraberinde iklim dengesizliğini de getirdi.

 

Sohbetleri açmak için kullandığımız “Havalar nasıl?” zorlama sorusundaki “lar” eki sanki bugünleri anlatmak için dünden tasarlanmış.

Artık yeni yeni cevaplar bulmaya gerek kalmadan havalar karışık der ve geçeriz.

 

Çakma meteoroloji mühendisliğine soyunmadan özetle dünya nüfusu arttı ve afetlerin boyutu değişti, hazırlanmak ve hazırlıklı olmak zorundayız, başka hiç bir çaremiz yok.

 

Sel felaketinin gecesinde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bölgeye her zamanki gibi vakit kaybetmeksizin geçmesi, 2020 yılında başımıza gelen birçok afet kaynaklı sürecin başarıyla yönetimini de kolaylaştırdı.

 

Duam odur ki; Allah, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İçişleri Bakanı Soylu gibi gayretini ve varlığını bu millet için seferber etmişlerin sayısını her daim artırsın.

 

Devlet yönetiminden siyasete ve bürokrasiye değin gayretin ve çabanın liyakat ile buluşması başarıyı, mazlumun duasını ve milletin desteğini bugüne kadar getirdi ve bundan sonrada mutlaka getirecektir.

 

KEPÇE ÜSTÜNDE 2 BAKAN

 

Neymiş efendim devlet kepçenin üzerinde yol alır mıymış?

 

Bakanlar Soylu ve Kurum sel bölgesinde kepçeye binerek ulaşımlarını kolaylaştırdılar.  

Tabi doğru olan sel bölgesinde, çamurlu suların üzerine uçan kırmızı halı serilmesiydi.

Japonya’da depremler den sonra, okyanus kenarında tusunami’den, ABD’de kasırga’dan sonra oranın Bakanlarının ve yetkililerinin ulaşımları için kullanılan uçan halıların ülkemizde kullanılmaması belli ki büyük bir eksiklik olarak muhalif kesimde rahatsızlık uyandırdı.

Afet karşısında çaresiz kalan değil Bakanıyla, Jandarmasıyla, Polisiyle ve her türlü aracıyla seferber olan, ayağına, paçasına çamur bulaşır diye korkan değil yüreğiyle toprağa basan insanların yönettiği bir Türkiye’de yaşıyoruz artık. Elhamdülillah…

 

ZAFER VE MİLLET OTAĞI

 

Türküde ne güzel söylüyor “16 Yaşındayım Ahlat’ın Başındayım, Kınamayın ah dostlar, bir güzele sevdalıyım”…

 

Bu güzel türkü radyoda çalınırken yol boyu zaferi düşünüp durdum, Ahlat zafere ilk adımı, Malazgirt ise zaferin mekanı.

 

Bu türküden milli esintili hafif adım gibi naif soyadımla bağdaşmayan bir türküde ben yakı verdim; “Ahlatın başındayım, Alpaslan’ın yaşındayım, korkun ey düşmanlar, zaferlere sevdalıyım”

 

Malazgirt’ten, kutlu fethe ve devletin devamı Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar zaferlere doyamamış bir milletin ferdi olmanın haklı gururunu yaşıyoruz.

 

Daha düne kadar tarihi Ankara-İstanbul hattındaki medcezirden ibaret bilirken bugün Ahlat’ı, Malazgirt’i de bilen, tanıyan ve anlayan bir nesil yetişiyor.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ahlat’a inşa ettirdiği Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, tarihimize şan ve anlam katmış tüm kahramanlarımızın namına Anadolu’nun fatihi Sultan Alpaslan’ın hatırasına inşa edilmiş bir “Millet Otağıdır”.  

 

Anadolu’yu giriş kapısının denizi Van Gölünden, Mavi Vatan’a kadar yeniden hatırlatanlara, hatırlayanlara selam olsun.

 

Hz.Ömer’in güzel bir sözüyle bu faslı sonlandıralım; “Yeryüzünde nice bilinmeyenler vardır ki, gökyüzünde şöhret sahibidirler”

Zaferlerimizin tüm komutanlarına ve kahramanlarına da rahmet ve selam olsun. 

 

BARORİZM VE DHKP-C

 

DHKP-C birden çok bileşenden oluşan su katılmamış konsantre bir terör örgütüdür.

Ölüm oruçları ise bu örgütün katı ve sert ideolojisi içerisinde ki sonu ölümle biten zorlama bir Rus ruletidir.

 

Ölüm orucu denilen inanç dışı ve insanlık dışı hadise bir propaganda aracı olmanın yanı sıra kişinin kendisi için aynı zamanda bilinçli ve sistemli bir işkence ve intihar teşebbüsüdür.

Ölümle hak aradığını iddia edenler, öldürmeyi de bir hak olarak görmekten öteye geçemezler.

Ölüm orucu ancak ve ancak terörizmi sahte bir din olarak benimseyenlerin işidir.

 

Oruç niyete tabidir, terör örgütünün rızası için oruca niyetlenenlerin sonu afettir.  

 

Savcı Mehmet Selim Kiraz’ı şehit eden, Özdemir Sabancı’yı işyerinde öldüren ve nice insanın kanını elinde taşıyan DHKP-C terör örgütüne mensup bir Avukat ölüm orucunda hayatını kaybetti.

İstanbul Barosu’nun duvarlarından sarkıtılan Ölüm Oruçlusu Avukat posteri DHKP-C Terörizminin izinde bir Barorizm’e dönüşmemeli.

 

İstanbul’da adalet ve hak arayan insanların ilk durağı ve danışmanı olan İstanbul Barosuna kayıtlı Avukatlar’a insanlar gitmeye çekineceklerdir.

Yargı bağımsızlığını korumanın yolu, hukukçu bağımsızlığından geçer. Her biri birer hukukçu olan çok sayıda ki Avukat’ın İstanbul Barosunda DHKP-C’nin Avukatlığına da soyunmuş olmaları adalet camiası ve yargı bağımsızlığı adına endişe verici bir durum.

 

DHKP-C denilen terör örgütünün yargı bağımsızlığından somut olarak anladığı şey Savcı şehit etmektir.

 

Türkiye’de adaleti tekelleştirmek isteyen barolara karşı çoklu baro uygulamasının ne kadar haklı ve yerinde bir karar olduğu İstanbul barosunun duvarlarından sarkıtılan posterle tescillenmiş oldu.

Kahrolsun ‘Baro’rizm, Yaşasın Adalet!

 

 

Yeni Yorum