23 Ekim Cumartesi 2021
2 ay önce

MHP Genel Başkanı Bahçeli: Kıbrıs'ta iki ayrı devlet varlığı artık herkesçe kabul edilmelidir

MHP Genel Başkanı Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları şöyle: "1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın siyasi ve stratejik sonucu 47 yıl sonra vasat bulmuş, Kıbrıs Türk devleti ufukta görünmüştür. Ok yaydan çıkmış, artık geriye dönüş yolu kapanmıştır." Kıbrıs’ta çözümden korkan, barış ve uzlaşmadan kaçan yegâne taraf Rumlar olmuştur. Kıbrıs'ta iki ayrı devlet varlığı artık herkesçe kabul edilmelidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın, 20 Temmuz 2021'de açıkladığı Cumhurbaşkanlığı binası ile parlamento binası yapılma hedefi betonlaşmanın, yeni bir inşaat hamlesinin değil, bağımsız bir devlet halinin ilk harcıdır. ABD’nin ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bu açılımı reddeden açıklamaları ise Türk milleti nezdinde yok hükmündedir."

2 ay önce

MHP Genel Başkanı Bahçeli 'Cumhur İttifakı ne zamana kadar devam edecek?' sorusuna yanıt verdi: Millet ne zaman kadar isterse

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkgün Gazetesi'ne konuştu. Bahçeli, gündeme dair soruları yanıtladığı röportajda "Cumhur İttifakı ne zamana kadar devam edecek" sorusuna şu yanıtı verdi: "Millet nereye ve ne zamana kadar devam etmesini istiyorsa o zamana kadar. Bir vade biçmek doğru değil. Biz millet ne diyor ona bakarız. Türkiye'nin şartları, milli güvenliği, milli bekası, istikrarı e demokratik normalleşmesi neyi gerektiriyorsa onu yaparız. Cumhur İttifakı tarihin doğru yerinde, doğru şekilde, doğru zamanlamayla durmaktır. Bu duruş geleceği imar ve ihya edecektir. Bundan en küçük şüphem yoktur." SADECE BİR SEÇİM İTTİFAKI KURMADIK
 Cumhur İttifakı'nın 2053 ve 2071 vizyonunun alt yapısını kurduğunu söyleyen Bahçeli, "İttifakımız Türkiye'yi bölgesel güç ve lider ülke yapacak 2023 hedeflerini gerçekleştirmenin yanı sıra, İ'la-yı Kelimetullah uğruna asırlarca dünya barışının ve adaletinin teminatı, Türk-İslam aleminin ve bütün mazlum milletlerin yegane ümidi olan Türk milletini küresel bir güç haline getirecek, 2053 ve 2071 vizyonun alt yapısını adım adım kuracaktır. Böylesi bir vizyonun tarafları günlük siyasi çekilmelerle yüksek hedeflerini heba etmez, etmemelidir. Yola çıkarken ne dedik, 'gayret bizden, tevfik Allah'tandır.' Aynı düşünce ve kararlılıktayız" ifadelerini kullandı.

2 ay önce

MHP'li İzzet Ulvi Yönter, Şahan Gökbakar’a tepki gösterdi

MHP Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter, Marmaris yangının ilk gününden beri alandan canlı yayın ve paylaşımlar yaparak yetkililere seslenen bazen seviyeyi kaçıran Şahan Gökbakar’a tepki gösterdi.  İzzet Ulvi Yönter, şu mesajı paylaştı; “Seviyen aynen Recep İvedik...Ligin Ceren ile Celal’deki rolünle birleşik! Sen kendine yardım iste Şahan, boş kafanın almadığı işlere karışma, çünkü düşmüşsün düşeceğin kadar...Ancak Türk devleti güçlüdür bunu da traji komik aklından çıkarma...Güldürmeden önce utanmayı dene!”

2 ay önce

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: "Tablonun yegane müsebbibi emperyalist ülkelerdir. Türkiye'nin Afganistan'daki varlığı meşrudur, dostanedir"

"Aciz, korkak ve tavizkar eğilimin kuşkusuz bedeli ağır olacaktır" Dünya coğrafyasının kilit ve stratejik noktalarından birisi olan Afganistan gittikçe karmaşıklaşan, günbegün çatallaşan belirsiz ve kaotik bir ortamın içine sürüklenmiştir. 2001 yılında ABD işgaliyle fitili tutuşturulan yıkım süreci etaplar halinde genişleyip derinleşerek nihayetinde çok tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Taliban'la mücadele propagandasıyla 20 yıldır Afganistan'da bulunan ABD, tıpkı 1975 Vietnam Saygon tahliyesini andıran görüntülerle diplomatik misyonunu ve diğer unsurlarını bu ülkeden çekmiştir. Kısa sayılabilecek bir zaman diliminde Kabil düşmüş, üstelik Taliban ele geçirdiği hiçbir meskun mahalde herhangi bir direnişle karşılaşmamıştır. Adeta tek bir kurşun atılmadan altın tepsi içinde Kabil teslim edilmiştir. Geçmişte DEAŞ'ın müessir olduğu dönemlerde, benzerlerine Irak coğrafyasında da şahit olunan bu aciz, korkak ve tavizkar eğilimin kuşkusuz bedeli ağır olacaktır. "Tablonun yegane müsebbibi emperyalist ülkeler"  Taliban'ın Kabil'i kontrol etmesi üzerine Afganistan Cumhurbaşkanı ülkeden kaçmış, hükümet dağılmış, pamuk ipliğine bağlı siyasi mimari çökmüştür. Afganistan'ın bugünkü alacakaranlık tablosunun yegane müsebbibi, bu ülkenin özgürlük ve demokrasi getirme iddiasıyla toplumsal denge ve değerleriyle oynayan emperyalist ülkeler olmuştur. ABD'nin geri çekilmesiyle doğan boşluk Taliban'ın müdahalesiyle doldurulmuştur. Gelişmeleri stratejik bir akılla yorumlamak, bir adım sonrasını isabetle okuyan ve analiz eden zengin bir düşünce mirasına ve zeki bir siyaset marifetine tartışmasız ihtiyaç olduğu açıktır. "Afganistan'ın huzura ve istikrara kavuşması Türkiye için vazgeçilmez önemdedir" Afganistan'ın iç barışa, toplumsal huzura ve siyasi istikrara kavuşması Türkiye için vazgeçilmez önemdedir. Bu ülkeye sırt dönülmesinin, hadiselerin akışının uzaktan seyredilmesinin özellikle milli çıkarlarımıza ve hatta milli güvenliğimize yönelik ilave tehditlere neden olacağı herkesçe bilinmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi'nin Afganistan politikasının temel parametrelerini, dikkate alınmasını arzu ettiği bariz beklentilerini şu ana başlıklarla ifade etmek mümkündür: 1– Türkiye'nin Afganistan'daki varlığı meşrudur, dostanedir, barışçıdır, bu ülkenin istikrar ve güvenliğine destek mahiyetlidir. Bu nedenle askeri unsurlarımızın Afganistan'ı terki düşünülemeyecektir. Türkiye ile Afganistan'ın yüz yıllık tarihi, kültürel ve inanç bağları Kabil'deki mevcudiyetimizin mazereti ve mesnedidir. Afganistan'a yüz çevirmek, tarihin ve coğrafyanın gerçekleriyle terstir. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı'nın teklif ve temennileri ya cehaletinin ya da cüretkar korkaklığının sonucudur. Afganistan'dan dönmek demek Anadolu coğrafyasını tehlikeye atmak demektir. Kılıçdaroğlu'nun aklı da, anlayışı da, siyaset kavrayışı da bunu idrak etmeye kafi değildir. 2– Afganistan Müslüman bir ülkedir ve tüm Afganlarındır. Bu tartışılmaz gerçeğe saygı duymak, gerek ve icaplarına riayet etmek insanlık onurunun bir farikası, bir faziletidir. 3– Afganistan, farklı etnik grupların mecmuundan ibarettir. Nüfusun yüzde 40'ı Peştun, yüzde 24'ü Tacik, yüzde 15'i Hazara Türk'ü, yüzde 11'i Özbek, yüzde 4'ü Türkmen, yüzde 3'ü Aymak, yüzde 2'si Beluci, yüzde 1'i de diğer etnik unsurlardan mürekkeptir. Afganistan'ın yeni siyasi tasarımında bütün grupların adil ve eşit temsiline dayalı bir yönetim muhtevasının sistematik teşekkülü ülkenin geleceği adına mutlak bir zorunluluktur. Sayıları 8 milyona ulaşan Türk varlığı Türkiye'ye inkar edemeyeceği sorumluluklar yüklemektedir. Bu sorumluluğun ifa ve icrası için Kabil Uluslararası Hamid Karzai Havalimanı'ndaki varlığımızın sürdürülebilir nitelikte olması şarttır. Türkiye'nin Kabil'deki duruşu muharip maksatla değil, dostluk ve kardeşlik temeliyle matuftur. Kılıçdaroğlu'nun başını çektiği zillet korosunun karamsarlık aşılaması, bir kaşık suda fırtına koparan sorumsuz ve şaibeli siyaseti Türkiye'nin önünü kapayan, çevresinden koparan mefluç ve müflis bir siyaset düşkünlüğüdür. 4- Hali hazırda, Mezar-ı Şerif ve Herat Başkonsoluklarımız çalışmalarını Kabil Büyükelçiliğimizden idame ve idare etmektedir. Türkiye'nin diplomatik misyonunu Afganistan'dan çekmesi için hiçbir mecburi ve mücbir sebep görülmemektedir. Kabil Büyükelçimiz ve diğer diplomatlarımız Afganistan'daki varlığını kararlılıkla ve kucaklayıcı bir vasıfla sürdürmelidir. 5- Afganistan'daki yeni yönetimle düzensiz göçün önlenmesi hususunda muhakkak surette anlaşma, temas ve fikir birliği temin edilmesi şarttır. Taliban'la görüşmek dahil her seçenek dikkate alınmalıdır. "Kin, nefret ve intikam duygusunun devamı halinde Afganistan'dan geriye bir şey kalmayacaktır" Sıcak çatışma ortamının Afganistan'a bir yarar sağlamayacağı, bu itibarla Taliban'ın bütün Afganları ülkelerinde yaşamaya teşvik ederek kucaklayıcı bir politika izlemesi elzemdir. Kin, nefret ve intikam duygusunun devamı halinde toplumsal parçalanmışlık vahim düzeylere tırmanacak, nitekim Afganistan'dan geriye bir şey kalmayacaktır. Kaldı ki Taliban, kendi insanına sahip çıkarak göçe mani olmalıdır. Diğer yandan Türkiye'nin Afganistan kaynaklı düzensiz göçü hazmetmesi mümkün değildir. Sınır güvenlik tedbirlerimiz bu kapsamda alarma geçirilmiş haldedir. Afganistan'da bulunuyor olmamız, aynı zamanda büyük bir tehlike olarak karşımızda duran ve milletimizi kaygılandıran düzensiz göçün engellenmesi hususunda bir fırsat sunacaktır. "Başkalarının huzuru için milli huzurumuzdan asla ödün veremeyiz" Türkiye göçmen kampı, göçmen barınağı, göçmelerin geçiş ve yuvalanma merkezi olamayacak, böyle de değerlendirilemeyecektir. Başkalarının huzuru için milli huzurumuzdan asla ödün veremeyiz. Sınırlarımıza yığılan Afganların ülkelerine güvenliklerini de gözeterek aynen iadeleri, ülkemizde bulunanların da süratle tespitinin yapılarak geldikleri gibi gönderilmeleri aziz Türk milletinin haklı bir talebidir. Milliyetçi Hareket Partisi de bu görüştedir. Fetihle girdiğimiz Anadolu coğrafyasını hiç kimseye peşkeş çekemeyiz, çektirmeyeceğiz. "Afganistan, İran ve Pakistan'la diyalog kurularak düzensiz göçün önüne kaynağında geçilmelidir" Önümüzdeki süreçte, 1,25 milyon Afgan'ın İran'a, 1,2 milyon Afgan'ın da Pakistan'a geçmesi beklenmektedir. Türkiye'nin hem Afganistan, hem İran, hem de Pakistan'la köklü ilişkileri vardır ve bilinmektedir. Bu üç ülkeyle anbean irtibat ve diyalog kurularak düzensiz göçün önüne kaynağında geçilmelidir. Pakistan'ın, Afganistan sınırında önlemler aldığı, 2700 km'lik sınırının yüzde 90'ına duvar çektiği, 50 bin kişilik güç konuşlandırdığı ve göçmen kampları inşa ettiği anlaşılmaktadır. İran'ın da benzer tedbirlere müracaat ettiği gelişmelerle sabittir. Şayet düzensiz göç akının önü alınmazsa Türkiye 6 milyona yaklaşan Afgan akınıyla yüz yüze kalabilecektir. Ülkemiz bu vahametin bilincindedir. Bu karşı yapılan mücadele de değerli, dengeli ve dirayetlidir. "Cumhur İttifakı, muazzam vatanseverlik şuuruyla Türkiye'yi sonuna kadar savunacaktır" Milliyetçi Hareket Partisi olarak Afganistan'ın siyasi istikrarını, iç güvenliğini, toplumsal mutabakat ve huzurunu sonuna kadar desteklediğimiz bilinmelidir. Ancak hepsinden önemlisi düşüneceğimiz, uğruna her şeyi feda edeceğimiz bir ülkemiz, bir milletimiz, bir vatanımız vardır. Köşesi ve çizgisi kalmayan Türkiye muhaliflerinin bu hassasiyetlerimizi anlamasını beklemek boş bir niyet, boşuna bir emektir. Türkiye büyük ve güçlü bir ülkedir. Doğal afetlerin açtığı yaralar, salgından kaynaklı hasarlar aşama aşama telafi edilirken, milli huzur ve istikbalimizin muhafaza mücadelesi de kahramanca devam edecektir. Cumhur İttifakı tarihin, milletin ve coğrafyanın müşahitliğinde sahip olduğu muazzam vatanseverlik şuuruyla Türkiye'yi sonuna kadar savunacaktır. Aziz milletim müsterih olsun, gecenin karanlığı kutlu bir şafakla dağılacaktır. O müjdeyle ve muvaffakiyetle perçinlenmiş günler ise uzak değildir.

1 ay önce

MHP Genel Başkanı Bahçeli: Kabil emniyetli değilse Ankara güvende olamaz

Bahçeli’nin konuşması şöyle; Aziz Vatandaşlarım, Değerli Dava Arkadaşlarım, Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler, Ülkemizin doğal felaketlerle mücadele ettiği sıkıntılı bir dönemde, müstesna bir açılış programı vesilesiyle sizlerle buluşmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Bu münasebetle hepinizi muhabbetle selamlıyorum. Etimesgut’ta yaşayan her kardeşime en iyi dileklerimi sunuyorum. Başkent Ankara’nın parlayan yüzü, yükselen değeri olan Etimesgut’u her ziyaret edişimde daha gelişmiş, daha güzelleşmiş halde görmekten memnuniyet duyuyorum. Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı yönetimi altındaki belediyelerin milletine adanmış bir şekilde çalışması hakikaten göz doldurmaktadır. İnsanımız her şeyin en iyisine layıktır. Yerel yönetimler millete hizmetin ilk halkasıdır. Belediye yönetimlerinin amacı, sadece taş üstüne taş koymak değil, aynı şekilde gönülden gönüle akmak, siyasi ayrım gözetmeksizin her vatandaşımızı samimiyetle kucaklamaktır. Şehrin emini olabilmek için bu şarttır. Sorduğumuz her hatır, tuttuğumuz her el, çaldığımız her kapı, aldığımız her dua, sildiğimiz her gözyaşı, güldürdüğümüz her mahsun yüz, biliniz ki iki dünyamızı da huzura kavuşturacaktır. Mesele yalnızca az oy aldım, çok oy aldım meselesi; veya şu kadar belediye bizde, bu kadarı onlarda konusu değildir. Aziz milletimize dürüst ve namuslu hizmet edenlere, nefsini yenip egosunu ayağının altına alanlara, insanımızın omuzlarına basmak yerine kendi omuzlarında yükseltenlere her zaman şükran duyarız, müteşekkir oluruz. Belediye demek, umudun kapısı, adaletli muamelenin tartısı demektir. Belediye demek, insanımıza safiyetle temas eden müşfik vicdan demektir. Belediye demek, dertlerin devası, kararmış gecenin aydınlığı, kabarmış ihtiyaçların çaresi demektir. Bildiğimiz budur, yaptığımız budur, irademiz budur. Bir belediye yönetiminin başarı düzeyi, en mağdur insanımıza ulaşma, onu dinleyip huzur ve esenliğine kavuşturma maharetiyle ölçülmelidir. Bir belediye yönetiminin başarı duvarı, şehrin merkez çeperinden en dış çemberine, insanlarımızın çehresinden bütün çevreye varıncaya kadar her yeri aynı görüş açısıyla kavrayıp geliştirme arayışıyla örülmelidir. Diyebilirim ki, Etimesgut Belediyesi hak ettiği başarıyı yakalamış, bu ilçemizde mukim vatandaşlarımızın takdir ve tebrikini fazlasıyla kazanmıştır. Yapımı tamamlanıp sırayı açılışının aldığı “Türk Tarih Müzesi ve Parkı” Etimesgut’a muazzam bir eser olarak kazandırılmış, geçmiş geleceğe halin müşahitliğiyle bağlanmıştır. Böylelikle başarı çıtası daha da yükselmiştir. 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin 99’uncu yıl dönümünün bir gün öncesinde bir tarih ziyafetinin, bir medeniyet ziyasının takdimi, taltifi, tanıtımı hakikaten övgüye değerdir. Ergenekon’dan Cumhuriyet’e Türk tarihinin heykel, rölyef, anıt, bilgi panoları ve vesikalarını bir platformda teşhir eden Türk Tarih Müzesi ve Parkı’nın yapımında emeği geçen en başta Belediye Başkanımız Sayın Enver Demirel olmak üzere, sanatçısından mimarına, işçisinden müteahhidine, proje mühendisinden tasarım ustalarına kadar her kardeşime teşekkür ediyorum. Hepsini ayrı ayrı kutluyorum. Bu açık hava müzesini, gelecek nesillere emanet edilerek, onların tarih şuuruna erişmelerine destek olacak güzide bir yatırım, mümtaz bir eser olarak görüyorum. Üstelik çok da önemli telakki ediyorum. Tarihin derinliklerinden adeta bir define gibi çıkarılıp bugüne taşınan, bizi muhteşem bir maziye bağlayan her tarih ve kültür değeri zenginliğimizdir. Bu zenginliğin parayla mukayesesi, bir fiyat biçilmesi elbette imkânsızdır. Değerli Kardeşlerim, Türk Tarih Müzesi ve Parkı, mekan ve zaman olarak Türk dünyasını kavramıştır. İskit Saka döneminden başlayarak Cumhuriyet’e ulaşan bir tarih sergisi kıvamındadır. 60 bin metrekare alana kurulan kompleks; 7 bin metrekarelik kapalı müze, 200 heykel, 700 metrekarelik panoramik resimler, rölyef, anıt ve vesikalarla süslenmiş, serpilmiş ve sivrilmiştir. Aslına uygun olarak tasarlanmış bir Kırgız otağını, iki sanat galerisini ve 40 bin kitaplık bir Türkoloji kütüphanesini barındırması ayrıca takdire şayandır. Burada Türk tarihinin bir özeti vardır. Burada hâkim olan geçmişin anı ve hatıraları, aynı zamanda istikbalin irade ve istikametine uzanan köprübaşlarıdır. Merhum Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dediği gibi; “Sıçrayıp ufuk değiştirmek bile ancak bir zemine basarak mümkündür. Bu zemin geçmişimizdir, onunla kuracağımız sağlıklı ilişki geleceğimizi belirleyecektir.” Geçmiş geleceğin aynasıdır. Bu aynaya bakan toplumlar orada kendi güç, birikim ve deneyimleri hakkında bilgi sahibi oldukları gibi, dost ve düşmanlarının da özelliklerini tanıyıp öğrendikten sonra, onlara karşı harekat stratejilerini belirlemektedir. Bu ayna kırılırsa, bu ayna ortadan kaldırılırsa, Allah muhafaza, ne bir geleceğimiz ne de milli gerçeklerimiz ayakta durabilecektir. Büyük milletlerin büyük tarihleri, çağları bir kırbaç gibi kullanan büyük ataları vardır. Türk milleti büyüktür, tarihi de, ecdadı da büyüktür. Bu büyüklük, ahlaktadır, akıldadır, adalettedir, insaniyettedir, hoşgörüdedir, muktedir ve mücadeleci bir ruhtadır. Tarih, insanlara, toplumlara yaşanmış hadiselerden doğru ve isabetli sonuçlar çıkarmaları için yön vermektedir. Ne kadar geriye bakabiliyorsak, hafızamız ne kadar derinlere inebiliyorsa, o kadar uzağı görmemiz mümkündür. Tarihin dipsiz uçurumu, dününü kaybetmiş, dününden kopmuş toplum ve devletlerle doludur. Bütün dünler bir bakıma bugünün sahnesini gösteren fenerlerdir. İnsan kök duygusunu dünüyle kazanmaktadır. Köksüzlük onmaz bir musibettir, akıbet de felakettir. Türkiye’nin ayaklarından çekmeye, önünü kesmeye heves edenlerin ortak sorunu köksüz oluşlarıdır. Tarihini bilmeyenler, tarihine yabancılaşanlar, hatta tarihini inkar edenler tedavisi imkansız köksüzlük hastalığına tutulmuşlardır. Zaman zaman dedelerini düşmanla bir görenler, ne arıyoruz Suriye’de, ne geziyoruz Libya’da, ne yapıyoruz Afganistan’da sorusunu soranlar yalnızca zillette değil, bununla birlikte ruhen sefalet içindedir. Fırsatını bulsalar, 950 yıl önce Malazgirt’te ne işimiz var diye itiraz edecek kadar soy ve onur problemiyle malul olanların her milli meselede kriz çıkarmaları aslında çetin bir açmazdır. Bunlar o devirde yaşasalardı, girecekleri saf hürmet ve rahmetle andığımız Sultan Alparslan değil, Romen Diyojen olurdu. Malazgirt’te atılan oklar onları hüsranla buluştururdu. Bunların fikri alınsaydı, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmak gereksiz ve maceracı bir girişim diye yorumlanırdı. Hatta o tarihlerde İstanbul’da esaret altında bulunmayı, Anadolu’da bağımsız ve şerefli yaşamaktan çok daha makul ve münasip kabul edecek kadar acizleşirlerdi. İzmir’in işgaline şahit olsalardı, tepkiye ne gerek var, Yunan munan, kardeş kardeş yaşayalım gitsin diyecek kadar bugünkü gibi küçülürlerdi. Hatta 26 Ağustos Büyük Taarruz’a, ardından 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ne lüzumsuz insan ve silah kaybı diye bakarlar, utanmadan karşı çıkarlardı. Nitekim Aziz Atatürk, yattığı yerden başını kaldırıp mirasını yağmalayanlara baksa ya bunların iki yakasından tutar ya da CHP’nin kapasına kilidi asardı. Kökünü kaybeden insanlar varlığını tesadüflerin akışına teslim etmiş demektir. Türk milletinin özgüvenini tanımayanlar, her zorluk karşısında tahliye kapısı arayan kimliksizlerdir. Halbuki biz bu özgüvenle iftihar ediyoruz, itibarımızın ve ifade kudretimizin halaskarı olarak değerlendiriyoruz. Tarihini bilmeyenler tıpkı yatağına kırgın akan ırmaklar gibidir. Aynısıyla yolunu kaybetmiş, iradesini kaybetmiş, bilincini kaybetmiş, ümidini kaybetmiş, ülkülerini kaybetmiş, ülkesine sırt dönmüş çıkar ve ikbal düşkünlerinden farksızlardır. Türk milleti, ecdadını tanıdıkça, ecdadını öğrendikçe, daha büyük işler yapmak için kendinden inanç ve güç bulacaktır. Bugün tarihi pamuk ipliğine sarılı toplum veya devletlerin nasıl acıklı hallere düştükleri hepimizin malumu, herkesin bildiği bir gerçektir. Milli kimliğimizin esasları Türk kültür ve tarih imbiğinde damıtılmıştır. Bu kimlik ve nihayetinde billurlaşan kardeşlik hukuku; biz duygusunu kamçılamış, felaketler karşısında direnç, çileler karşısında siper işlevi görmüştür. Varsayalım içine gireceğimiz tek bir çadır, üstünde yatacağımız tek bir hasır olmasa bile, şayet birliğimiz varsa, kardeşliğimiz canlıysa, dayanışma ruhumuz ve istiklal sevdamız diriyse inanıyorum ki, Milli Mücadele yıllarında ilk direniş müfrezesi nasıl Ödemiş’te kurulduysa, yine aynısı tarih huzurunda gerçekleştirilecektir. Çanakkale Savaşı esnasında 215 okkalık top mermisini sırtlayan Seyit Onbaşıyla, Kilitbahir’de su yüzeyine çıkan Fransız denizaltısını neferleriyle batıran Müstecip Onbaşı bu milletin evladıdır, imkansızlığın kuşatmasını iman gücüyle yarmışlardır. 26 Ağustos 1922’de Afyonkarahisar’da ilk kez düşman uçağı düşüren Pilot Yüzbaşı Fazıl Bey, Türk milletinin sinesinden doğmuş ve göklere istiklal sancağı çekmiştir. Silahlarımız patlamasa bile kaderimizin rotasını çizecek süngülerimiz vardır. Süngü yoksa dahi vatanımızın taşları husumetin başını yaracak kırattadır. 30 Ağustos 1922 Çarşamba günü sat 6.30’da başlayıp akşamüstü 17.30’da biten Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin harcı bu milletin bağımsızlığa düşkünlüğü, esarete düşmanlığıdır. Şu ibret verici tarihi benzerliğe lütfen dikkat ediniz: Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde esir alınan Yunan Başkomutanı Trikopis’e Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın davranışıyla, bu tarihten 851 yıl önce Malazgirt Meydan Muharebesi’nde esir düşen Diyojen’e Sultan Alparslan’ın davranışı aynıdır ve ikisi de asildir, soyludur, merhametlidir. Çünkü fıtrat aynıdır, kan aynıdır, duruş aynıdır, ikisi de Türkoğlu Türk’ün imrenilecek hasletidir. Gazi Mustafa Kemal Paşa, zaferden sonra Çal Köyü’ne gelip, kırık bir kağnı üzerine serili haritayı inceleyerek tarihe geçen şu mesajını ve talimatını ilan etmişti: “Zalim ve gururlu bir düşman ordusunu, akıllara durgunluk verecek kadar kısa sürede, inanılmayacak kadar az zamanda imha ettiniz. Büyük milletimizin fedakârlıklarına layık olduğumuzu kanıtladınız. Sahibimiz olan büyük Türk milleti, geleceğinden emin olmalıdır. Bütün arkadaşlarımın bunu gözönüne alarak ilerlemesini, herkesin akıl gücünü, yiğitlik ve hamiyet kaynaklarını yarışırcasına vermeye devam etmesini talep ederim. Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” Bütün muhasım çevreler Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nden elde edilen zaferle duracağımızı, kazanılan zaferle yetineceğimizi, bir savunma hattı kuracağımızı düşünürken, hesap hatası yaptılar. O günden bugüne ilerliyoruz ve ilerlemeyi sürdüreceğiz. Ve de asla durmayacağız. Bu emir halen geçerlidir. Zalimler dikkat etsinler, Türkiye aleyhine zulüm planı yapanlar ayaklarını denk alsınlar, Kocatepe’den Dumlupınar’a, oradan da İzmir’e bir kartal pençesi gibi geçip sel gibi akan iradenin Allah Allah sesleri hala tarihin kovuklarında çınlamaktadır. Bizim Afganistan ile ilgili düşüncelerimizi eleştirenlerin duydukları başka bir sestir. Üzerine basa basa diyorum ki, Anadolu’nun savunması, Anadolu’da yapılmaz, bu hattın stratejik noktalarından birisi olan Kabil’e kadar uzanır. Kabil emniyetli değilse Ankara güvende olamaz. Hızla değişen ve tehdit saçan şartlar karşısında askerimizin tahliyesi doğru bir tercih, yerinde bir karardır. Ancak ihtiyaç hasıl olursa, emperyalizmin terörist taşeronları eliyle önce bomba patlatıp sonra intikam alacağız sözüyle yeni bir bahane bulma çabasının yol açtığı sis bulutu dağılırsa, Türkiye’nin karşılıklı mutabakat çerçevesinde Afganistan’da bulunması tarihin, kültürün ve inancımızın gereğidir. Bizim Afganistan konusunda esasa ilişkin görüşümüz değişmemiştir. Bunun yanı sıra, Kabil’de geçtiğimiz günlerde düzenlenen hunhar terör saldırısını lanetliyor, kardeş ülke Afganistan’ın istikrara, güvenliğe, iç barış ve huzur ortamına süratle kavuşmasını diliyorum. CHP Genel Başkanı aklından çıkarmasın ki, tarih yapan da, yazan da kahramanlardır. Yazan da yapana muhakkak sadık kalmalıdır. Türk milleti kahraman bir millettir. Korkakların zafer hakkı olamaz, korkaklardan muzaffer çıkamaz. Bugün dünyanın şartları değişmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tesis edilen dünya düzeni temelinden sarsılmaktadır. Bu sarsıntı yeni bir düzenin habercisidir. Dün geç kaldık, bugün gecikemeyiz, bu düzende etkisiz ve pasif hareket edemeyiz. Şiddetlenen paylaşım ve bölüşüm mücadelelerinde Türkiye vicdanın sesi, haysiyet ve hakkaniyetin nefesidir. Hiçbir devletin ne yer üstündeki ne de yer altındaki bir zenginliği meselemiz değildir. Afganistan kaynaklı düzensiz göçü Kabil’de, muhataplarıyla konuşa konuşa, tam bir uzlaşma içinde köklü çözümlerle engellemek asıl öncelik olmalıdır. Kaldı ki, bizim orada din kardeşlerimiz ve soydaşlarımız vardır. Doğu Türkistan’daki soydaşlarımız ne ise Afganistan’daki kardeşlerimiz de aynısıdır. Bu konu bir milli şuur, bir tarih şuuru konusudur. Merhum Hocamız Prof.Dr.Erol Güngör’den mülhem diyorum ki; Tarih şuuru, tarihin akışı hakkında belli bir görüş sahibi olmak demektir. İnsan tarih olaylarını manalı bir bütün içindeki parçalar hâlinde gördüğü anda “tarih şuuru” kazanmış olacaktır. Millî devletler “millî tarih şuuru” üzerinde kurulmuştur. Millî tarih şuuru millete ait tarihin basit vakalar yığınından ibaret değil de bugünkü kaderi çizen manalı bir zincirin halkaları hâlinde anlaşılmasından başka bir şey değildir. Tarih bir milletin hayatıdır; yani hayat içinde karşılaşılan ve büyük ölçüde başkalarınınkinden farklı olan şartların ve bu şartlara yapılan tepkilerin hikâyesidir; kültür ise bu tepkilerden doğan inanç, norm ve davranış özellikleridir. Bizim siyasetimiz, bizim önerilerimiz tarih ve kültür havzasında olgunlaşmaktadır. CHP bunu söylemiş, İP şunu söylemiş, bizim için sadece kuru gürültüdür. CHP Genel Başkanı vatanı ve bayrağı kırmızıçizgi olarak gördüğünü açıklamıştır. O zaman vatansızlarla, bayraksızlarla, bölücülerle ne arıyorsun, ne yapıyorsun, neyi amaçlıyorsun diye sormak da en tabii hakkımızdır. Çizgisi olanın fikri olur, duruşu olur, milli mensubiyeti olur. Bunlardan mahrum bir siyaset anlayışının üzeri de sadece sandıkta millet tarafından çizilir. Değerli Vatandaşlarım, Aziz Dava Arkadaşlarım, Bir yanda salgın, diğer yanda sel ve yangın afetleri kuşkusuz kabus gibi üstümüze çökmüştür. Allah’ın izniyle bugünleri aşacağız. Birbirimize tutunarak, birbirimize kol kanat gererek huzuru bulacağız. Gerek salgın hastalıktan, gerek sel ve yangın felaketlerinde hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Ayrıca yarın karşılayacağımız, 30 Ağustos 1922’de zaferle düğümlediğimiz Başkomutanlık Meydan Zaferi’nin 99’uncu yıl dönümü vesilesiyle şu hatırlatmalarda özellikle bulunmak istiyorum: Türk milleti varlığına ve kaderine sahip çıkacağını fedakârlıklarla ispatlamıştır. Son yurdumuzun üzerindeki kara bulutlar 99 yıl önce dağıtılmıştır. Çekile çekile bugünkü sınırlarına kadar gerileyen milletimizin kaybetmeye, yıkılmaya, yok olmaya tahammülünün olmayacağı açıkça anlaşılmış ve teyit edilmiştir. Türk milleti 30 Ağustos’ta geleceğini kurtarmış, son yurdunda payidar olarak kalacağını haykırmış ve garantiye almıştır. Nitekim Çanakkale’den Dumlupınar’a kadar oluk oluk akan şehit kanları, katlanılan zahmetler, ödenen bedeller Türk vatanının etrafını manevi surlarla çevirmiştir. Tam bir inanmışlıkla ifade etmek isterim ki, şehitlerimizin aziz ruhları Türkiye Cumhuriyeti’nin ebediyete kadar muhafızı, ecdadımızın hayır duası ise hepimizin yolunu aydınlatan ve gücümüze güç katan manevi destektir. Zaferlerimizden rahatsız olanlar, birliğimizden ve beraberliğimizden ürperenler ve ürkenler unutmasınlar ki, 30 Ağustos şuuru aynısıyla varlığını sürdürmektedir. Milletimizin Başkomutanlık Meydan Muharebesi Zaferi’nin 99. Yıl dönümünü kutluyor; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün milli mücadele kahramanlarını, aziz şehitlerimizi rahmet ve minnet hislerimle anıyorum. Cenab-ı Allah hepsinden razı olsun diyorum. Sözlerime son verirken, Türk Tarih Müzesi ve Parkı’nın hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, sizleri hürmetle selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.

1 ay önce

MHP Genel Başkanı Bahçeli: Cumhur İttifakı’nın baraj kararı yüzde 7 olarak tescillenmiştir

MHP Lideri Bahçeli'nin açıklamaları şu şekilde: 31 Ağustos 2021 tarihi itibariyle ABD’nin Afganistan’da konuşlandırdığı askeri unsurlarını çekme ve işbirlikçilerini tahliye işlemi büyük oranda tamamlanmış, geride birbirine girmiş, duygusal, fikri ve siyasi temelde bölünmüş bir ülke tablosu bırakılmıştır. ABD Başkanı Biden’in “olağanüstü başarılı” sözleriyle tevile çalıştığı, gerçekte son derece ilkel, oldukça kaotik, bir o kadar da acıklı tahliye manzaraları insanlığın hafızasına mıh gibi çakılmıştır. Başarı diye takdim ve teşhir edilen siyasi ve askeri faaliyetler aslında yıkımın perdelenmesinden, 20 yıl süren ağır bir işgali makyajlama pişkinliğinden başka bir manaya gelmemiş ve de gelmeyecektir. Zira Afganistan emperyalizmin açtığı şiddet kulvarına hızla yuvarlanmış, adım adım genişleyen kavga ve iç karışıklıklar ortamına vahim derecede yuvalanmıştır. 21’inci yüzyıl dünyasında Afganistan’da yaşanan trajediler, ülkelerinden korkuyla kaçan insanların mahvı perişan halleri küresel vicdanı sızlatmakla kalmamış, insanlığın bugüne kadar ki evrensel değer ve kazanımlarını tehlikeli şekilde boşluğa düşürmüştür. Uçak tekerlerine sarılıp gelecek arayanların, sonra da tutunamayıp metrelerce yükseklikten aşağıya düşenlerin feci akıbetleri, yalnızca Afganistan’ın değil, bir bakıma bulanık ve çalkantılı dünya düzeninin de dehşet simgesi haline gelmiştir. ABD Başkanı’nın strateji değişikliği olarak açıkladığı askeri çekilmenin, gerçek mi yoksa göz boyama mı olduğu elbette yakında daha da netlik kazanmış olacaktır. Çünkü ABD politikalarının bir görünen ve gösterilen yüzü varken; bir de arka planda, sahne ve sütre gerisinde asıl maksat ve emelleri muhtevasına alan zalimane uygulamaları, sinsi ve gizli projeleri hâkim ve havidir. Bunu görmek için dış politika duayeni olmaya gerek yoktur. Sadece geçmişi, bölgesel ve küresel gelişmelerin istikamet boyutunun incelemesi bile pek çok şeyi çarpıcı şekilde gözler önüne serecektir. Biden’in dünkü açıklamasında, “terör neredeyse orada peşine düşeceğiz” sözleri dayanaksız, temelsiz, tutarsız ve gerçeklerle terstir. Aynı ABD’nin sınırlarımızın hemen yanı başında, terör örgütü PKK/PYD/YPG’den sözde sınır tugayı kurma girişimi ne hukuk açısından, ne insanlığın müktesebatı bakımından, ne de dostluk ve müttefiklik zaviyesinden kabul edilemez bir çirkeflik, izahı yapılamayacak bir çirkinliktir. Irak ve Suriye’nin yanında, Afganistan’ın da toplumsal ve siyasi bölünme tüneline hapsolmasının yegâne müsebbibi emperyalizmin kanlı komplolarıdır. Türkiye’nin inanç, kültür ve tarih bağlarıyla ilişki kurduğu kardeş ülkelere karşı ihmal ve inkâr edilemez sorumlulukları olduğuna herkes itiraz etse bile Milliyetçi Hareket Partisi ısrarla söyleme devam edecektir. Karşılıklı sınırları paylaştığımız ülkelere ilave olarak, tarihin derinliklerinden gelen yakınlığımız ve yapıcı diyaloglarımız olan Afganistan gibi ülkelerin de istikrarı, güvenliği, iç barış ve huzur ortamı her zaman müdafaa edilmelidir. İstismarcı ve iradesi meflüç CHP yönetimiyle, aklı ve siyasi anlayışı esir düşmüş İP yönetiminin, aynı şekilde terörizmin siyaset devşirmesi olan HDP’nin neyi iddia ettiğinin, ne söylediğinin maşeri vicdan nezdinde herhangi bir karşılığı, en küçük meşruiyeti bulunmamaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak 16 Ağustos 2021 tarihinde yaptığımız, beş maddelik teklifimizi de içeren “Afganistan’daki Gelişmeler ve Düzensiz Göç” başlıklı yazılı basın açıklamasının sonuna kadar arkasında olduğumuz meşrebi lekeli siyasi muhataplar ve sicili karanlık yazar-çizer ve çeyrek porsiyon aydınlar tarafından özellikle bilinmelidir. Bizim açıklama ve düşüncelerimizin hükümetin siyasi tasarrufuyla çeliştiğini, bu vesileyle Cumhur İttifakı’nda anlaşmazlık çıktığını iddia eden güdük ve sefil akıl sahipleri, değişen ve gittikçe ağırlaşan şartları dikkate almayan bir dış politika uygulamasının maceracı ve marazi sonuçlara kapı aralayacağını öngöremeyecek kadar gerçeklerden kopmuşlardır. CHP Genel Başkanı’nın bugün sabah bir televizyon kanalında 16 Ağustos 2021 tarihli yazılı basın açıklamamızdan bazı bölümleri aynısıyla okuması kendisi adına bir gelişme, ancak hatalı yorumu ve kasti çarpıtma hevesi de cehaletinin bir oyunudur. Hiç kuşkusuz Türkiye Afganistan’da bulunmalıdır. En azından düzensiz göç hareketliliği kaynağında engellenmelidir. Bunun yanında Afganistan’ın birliğine, dirliğine ve toplumsal dengesine azami ölçülerde destek vermelidir. Bunun ön şartının ise cari şekilde egemen olan yüksek risk ve tehditlerin yatışmasına ve yumuşamasına bağlı olduğu tartışmasızdır. Laçkalaşmış CHP sözcüsünün, “Afganistan’da şu anda en bol olan terör ve uyuşturucudur. Türkiye’yi böyle bir coğrafyaya sokmak için bu ısrar neden?” sorusu kendi içinde tuhaflıklarla, tezatlarla ve tamiri imkansız yoz bakışlarla doludur. Bu sözcü müsveddesinin Afganistan’a bakınca uyuşturucu ve terör görmesi talihsiz ve telifi mümkün olmayan bir savrulma halidir. Bizim baktığımız yerde soydaşlarımız vardır, din kardeşlerimiz vardır, Milli Mücadele yıllarından bu yana kurulan dostluk ve kardeşlik köprüleri alenen görülmektedir. Bu zavallının zırvalarını amiri ve emri altında olduğu Kemal Derviş bile düzeltemeyecek, o bile düştüğü dipsiz uçurumdan kurtaramayacaktır. Türkiye ekonomisinin 2021 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 21,7 büyümesi CHP yönetimini kuvvetle muhtemel yasa büründürecek, yeni iftiraların, yeni yalanların, yeni karalama kampanyaların peşine düşmelerini tahrik ve teşvik edecektir. Zillet ittifakı Türkiye’ye kurulmuş tuzaktır. İradeleri yabancı başkentlerin kontrolündedir. Diğer yandan seçim barajının yüzde 5 mi, yüzde 7 mi olsun tartışmaları lüzumsuz emek ziyanıdır. Cumhur İttifakı’nın iki ana partisi kurulan bir komisyon marifetiyle, seçim sistemi ve barajın oranı hususunda samimi ve iyi niyetli şekilde görüşmeler yapmışlardır. Televizyon ekranlarında bilirkişilik taslayan kerameti kendinden menkul şahıslarla, gazete köşelerinde ahkâmlar kesen bazı kalem sahiplerinin seçim barajı etrafında anlamsız tartışmaları körüklemek istedikleri anlaşılmaktadır. Bu yolla da Cumhur İttifakı sanki bir görüş ayrılığı varmış gibi ima, ihsas ve hatta iddia içine gömülmüşlerdir. Sayın Cumhurbaşkanımız Bosna-Hersek ve Karadağ ziyaretinin ardından uçakta bulunan basın mensuplarına barajın yüzde 7 olacağını açıklamıştır. Nitekim baraj konusundaki arayış ve çalışmalar bu açıklamayla noktalanmış ve Cumhur İttifakı’nın baraj kararı yüzde 7 olarak tescillenmiştir. Artık başka bir değerlendirmeye de gerek kalmamıştır. Siyasi gündemi meşgul eden sadece seçim sistemi ve barajın ne olacağı değil, zillet ittifakının siyasi düşkünlüğü, bu zihniyetin üslubuna ambargo koyan tehlikeli kirliliktir. İP Başkanı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nı rahmetle andığımız kutlu hünkarımız Fatih’e benzetmesi, bu şahsı ikinci Fatih diye tarif etmesi, buna karşılık oy vermeyen milyonlarca vatandaşımızı Bizans ve haçlı diye yaftalaması korkunç ve kahredici bir seviyesizlik, duvarlara zulüm 1453’de başladı yazan soysuzlara ikramdır. Siyasi eğilim ve gönül verdiği partisi ne olursa olsun hiçbir vatandaşımız böylesi bir izansız ve itibarsız dile müstahak olamayacaktır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde rant, ihale ve çıkar ittifakı kuranlar taksit taksit diyet ödeme kuyruğuna girmişlerdir. Bir başka husus da şudur: İmamoğlu’ndan Fatih çıkarmak için kendini paralayan, tellere tutunduğu gibi bu şahsa da tutunan İP Başkanı, CHP Genel Başkanlığı koltuğuna esasen kimi layık gördüğünü de açık etmiştir. Bundan sonrası kuşkusuz Kılıçdaroğlu’nun meselesidir. Cumhurbaşkanı adaylığı etrafında süren rekabet anlaşılan gittikçe kızışmış; taraflar, talipler öne çıkmak, loş sahne ışıklarının altında tek kalmak için kıyasıya çatışmaya başlamışlardır. Zillet ittifakının ne yapacağı, kimi aday göstereceği ilgi ve merak sahamız dışındadır. Onlar birbirine çelme takmak için uğraşırken, eşanlı olarak Türkiye’yi de çelmelemek, önünü kesmek için mücadele halinde oldukları görülmektedir. Bilinmelidir ki, Türk milleti ucuz işporta siyaset taktiklerine, Türkiye düşmanlarına maşalık ve muhiplik yapan siyasi çürümüşlere müsaade etmeyecektir. Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının kazanmasının 30’uncu yıl dönümünde, uyanan Orta Asya ruhu Türkiye’ye tarihi fırsatlar sunarken, yadsınamayacak sorumluluklar da yüklemektedir. Bu şuurla gelecek hem batının hem de doğunun kucaklanmasıyla çok daha parlak, çok daha güven verici bir seviyeye çıkacaktır. Aynı anda hem Ortadoğu’da, hem de Orta Asya’da Türkiye çekim gücü, ağırlık merkezi, mihenk taşı, istikrar abidesi, gönülleri ve hedefleri kaynaştıran irade burcu halinde yükselirken, kendi iç çekişmelerine kapılan zillet ittifakının milli yürüyüşü gölgelemesi söz konusu olamayacaktır. Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’den medet umması, KHK mağdurları üzerine politika inşası, PKK’nın dümen suyuna girmesi, İP’in bir nevi bölücülük açılımı olan vicdan kardeşliği safsatası sonuçsuz kalacak, bu siyaset bezirganlarının ademe mahkumiyetini hızlandıracaktır. Geleceğin rotasını Cumhur İttifakı çizecektir. Geleceğin süper gücü Türkiye olacaktır. Muzaffer geçmişimiz ümitlerle beslediğimiz aydınlık gelecek ülküleriyle eklemlenecek, hatta perçinlenecek; 2023’de bir Türk destanı yazılacak, Türkiye’yi hiç kimse tutamayacaktır. Bu kararlılık, bu duruş, bu inanç büyük Türk milletinin sözüdür, özüdür, özlemidir, yerine getirme görevi de Cumhur İttifakı’nın ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin üzerinedir.

1 ay önce

MHP'li Yalçın'dan CHP'li Öztrak'a tepki: Bölücü terörizm, bekamız için göç ve mülteci meselesinden daha mı az tehlikeli?

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın şu ifadeleri kullandı: CHP'li Faik Öztrak, "Göç ve sığınmacı sorunu Türkiye'nin beka sorunu hâline gelmiştir." demiş. Hani Türkiye'de beka sorunu yoktu Faik Efendi? Pes doğrusu! Bu ne ikiyüzlülük! MHP'nin öteden beri üzerine titrediği beka kavramında siyasi çıkar cevheri mi keşfettiniz yoksa? Ya da kalın kafanıza Afgan saksısı mı düştü? 40 yılda binlerce masum insanımızın ölümüne, yüzlerce asker ve polisimizin şehadetine yol açan bölücü terörizm, bekamız için göç ve mülteci meselesinden daha mı az tehlikeli? Göç ve sığınmacı meselesinin içinde barındırdığı tehditlerden en büyüğü yeni bir terörizm dalgası ihtimali değil mi? Yahu CHP'nin eli zilli sözcüleri; bu trajikomik kıvırmalarınız yüzünden milletin midesini bulandırdığınızı görmüyor musunuz? MHP’li Semih Yalçın İP Genel Başkanı Akşener’de tepki göstererek, “Müdire Meral Akşener şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun altını oyuyor” ifadelerini kullandı. Zillet ittifakı'nın küçük ortağı İP'in fitne müstahsili Müdiresi, koronavirüsten daha ölümcül bir fısk ve fücur bakterisini CHP’ye bulaştırdı. Müdire Meral Akşener şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun altını oyuyor. CHP'de büyük bir liderlik mücadelesi başlamış durumda. Bunun arkasından şiddetli bir iç kavga ve tefrika gelecek. Akşener, İmamoğlu'ndan yana tavır alarak İP'i Meclise taşıyan Kılıçdaroğlu'na alenen nankörlük ediyor. İkinci İP fitnesi CHP'nin içini karıştırmakla kalmayacak, zamanla bir yangın misali bütün zillet cephesini saracak.

1 ay önce

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın: Marksistlerin yuvası, terör militanlarının hamisi işlevini üstlenen CHP…

Yalçın, partisinin Afyonkarahisar İstişare Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, HDP'nin, Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör örgütü PKK'nın siyasi kanadı olduğunu ve bu işlevini inkar etmediğini belirtti. MHP'nin uzun zaman bu ihanet kulübünün kapatılması için çaba gösterdiğini ve sonunda Anayasa Mahkemesinde HDP için kapatma davası açıldığını anlatan Yalçın, "Anayasa Mahkemesi, kapatma davasını milletimizin bekası bağlamında sonuçlandırmadığı takdirde HDP ile PKK arasındaki iltisağı onaylamış ve bölücülüğü resmen aklamış olacaktır. Anayasa Mahkemesi, HDPKK'yı temize çıkaran mahkeme olarak tarihe geçecektir. O zaman, HDP'nin bölücü bir parti, PKK'nın eli kanlı bir terör örgütü olduğu tezi savunulamayacaktır. PKK, fiilen meşru bir örgüt gibi algılanacaktır." değerlendirmesinde bulundu. Milletin hayati çıkarlarını ve egemenlik haklarını gözetmeyen hukuki karar ve içtihatların, adaleti iğdiş etmekten, bölücülük ateşine odun atmaktan başka sonuç vermeyeceğini ifade eden Yalçın, şunları kaydetti: "Türk milletinin birlik ve dirliği, devletimizin bekası aleyhine karar veren mahkeme, meşruiyetini yitirir. Bu noktada MHP, milletimizin birlik ve beraberliğine, egemenlik haklarına yönelen gerek siyasi gerekse siyaset dışı her türlü tutum ve davranışın, her türlü girişimin, her türlü karar ve tasarrufun şiddetle karşısında duracaktır. Türkiye'nin, 21. yüzyıl ve sonrası için önünde çok büyük küresel hedefleri vardır. Bu hedeflere ulaşmanın yolu, öncelikle terörü sonsuza kadar tarihe gömmekten ve terör üreten partileri kapatarak Türkiye'nin gündeminden çıkarmaktan geçmektedir." Yalçın, Antalya ve Muğla başta olmak üzere birçok yerde teröristlerce çıkarılan yangınlar dolayısıyla "Help Turkey" naraları atarak Türkiye'yi rezil etme yarışına girenlerin aynı çevreler olduğunu dile getirdi. Bir kaos durumunda yardım istenecek, dayanılacak tek güç ve iradenin milletin bizzat kendisi olduğunu vurgulayan Yalçın, şöyle devam etti: "Marksistlerin yuvası, terör militanlarının hamisi işlevini üstlenen CHP ile hempalarının Türk milletine mensubiyet şuuru ve aidiyet hissi yok olmuştur. HDP'yi aklayıp masum göstermeye çalışan CHP ve öteki zillet sözcülerinin dilleri, evlatlarını bu kanlı terör acentesinin elinden kurtarmaya çalışan ailelerin göğe yükselen feryadı ve cesur protesto gösterileri karşısında lal olmaktadır. CHP ve yancıları, anaların babaların sesine kulaklarını tıkamıştır." MHP'nin, Türkiye'nin önünü kesmek isteyen harici ve dahili planları boşa çıkarmak için belirlediği stratejik hedefler doğrultusunda, "Güçlü siyaset, lider Türkiye, hedef 2023" sloganıyla 2023 seçimleri ve sonrasına şimdiden hazırlandığını aktaran Yalçın, "Bundan sonra 9 ilimizde düzenlenecek istişare toplantılarının gayesi, söz konusu slogan çerçevesindeki çalışmaları hızlandırmaktır." dedi.

1 2 3 4 5 6