28 Kasım Pazar 2021
1 hafta önce

İngiliz hükümeti, terörizmi meşrulaştırmakla itham ettiği Müslüman'dan özür diledi

The Guardian'da yer alan habere göre, "islam21c.com" internet sitesinin editörlüğünü yapan Butt, 2015'te bir başbakanlık basın duyurusunda isminin "şiddete başvurmayan aşırılar" arasında yer alması ve "terörizmi meşrulaştıran birisi" olarak lanse edilmesinin ardından başlattığı hukuk mücadelesini kazandı. İngiliz hükümeti, ilk başlarda bu iddiasını savunsa da Butt'un açtığı davayı kazanmasının ardından ismini basın açıklamasından silmeyi, tazminat ve yasal masraflarını ödemeyi kabul etti. İngiltere İçişleri Bakanı Priti Patel, İngiliz hükümeti adına, Salman'ın "aşırılıkçı nefret vaizi" olarak yanlış şekilde tanımlanması nedeniyle Butt'tan özür diledi. Patel'in hukuk danışmanı Aidan Eardley, bugün halka açık yapılan duruşmada okuduğu bildiride şu ifadeleri kullandı: "Hükümet, Dr. Butt'ın terörizmi meşrulaştıran aşırılık yanlısı bir nefret vaizi olduğunu ve dolayısıyla onun bu etki altında olan biri olduğunu iddia etmenin tamamen yanlış olduğunu kabul ediyor. Kendisine verilen zarar ve özellikle iddianın bu kadar uzun süre devam etmesi ve devam ettirilmesi nedeniyle üzgünüz." Hukuki sürecin ardından üniversitelerin ve diğer Müslüman konuşmacıların isimleri de basın açıklamasından kaldırıldı. "Aşırıcılık söylemi öldü" Dr. Salman Butt da İngiliz hükümeti adına nazik özrü için Bakan Patel'e teşekkür etti ve bu özrü kabul ettiğini dile getirdi. Butt, bunun Patel'in değil, dönemin İçişleri Bakanı Theresa May'ın hatası olduğunu belirterek, "Bu davadan özellikle alınacak en net derslerden biri, 'aşırıcılık' ve dolayısıyla 'aşırıcılıkla mücadele' kavramının aslında ne kadar temelsiz olduğudur." dedi. Aşırıcılık söyleminin öldüğüne inandığını söyleyen Butt, "Gittikçe daha fazla insan, bu söylemin güçlüler tarafından hoşlanmadıkları veya zorlamadan meydan okuyamadıkları herhangi bir düşünce, fikir veya konuşmayı susturmak için kullandığı belirsiz bir terim olduğunu fark ediyor. Bu, günümüzün sapkınlığıdır." ifadelerini kullandı. Butt'ın avukatı Tamsin Allen da müvekkiline önemli miktarda tazminat ödeneceğini, Butt'ın artık tamamen aklanmasından memnuniyet duyduklarını dile getirdi. İngiltere merkezli sivil toplum kuruluşu CAGE'in Direktörü Muhammed Rabbani de söz konusu dava neticesinde, Müslüman toplulukları gözetlemek için bir kılıf olduğunu öne sürdüğü radikalleşmeyi önleme programı için ölüm çanlarının çalması gerektiğini söyledi. Rabbani, "Özür, yalnızca 'aşırıcılık' etiketlerinin siyasallaştırılması temelini boşaltmakla kalmıyor, aynı zamanda bu mantığa bağlı başarısız radikalleşmeyi önleme stratejisini de kritik şekilde sakat bırakıyor." değerlendirmesinde bulundu. İngiltere'nin aşırılıkla mücadele programı mahkemelik olmuştu 2015'te Theresa May'in içişleri bakanlığı döneminde hazırlanan ve yürürlüğe giren "Prevent" (Önle) adlı programın mağdurlarından Dr. Salman Butt, bu programa karşı hukuk mücadelesi başlatmıştı. Başvurusu Yüksek Mahkeme tarafından kabul edilen Butt'ın davası 6 Aralık 2016'da Londra'da görülmeye başlanmış ve İçişleri Bakanlığına karşı açılan bu dava, "Prevent" uygulamasını hedef alması bakımından bir ilk olmuştu. Prevent programıyla ilgili 2015'te yayımlanan bir başbakanlık basın duyurusunda ismi "şiddete başvurmayan aşırılar" arasında anılan Butt'ın, üniversitelerde konuşma yapmasının engellenmesi çağrısı yapılmıştı. Prevent programı, hükümetin en çok tepki çeken uygulamaları arasında yer almış ve programın, üniversiteler dahil bütün eğitim kurumlarının yöneticilerini ve öğretmenlerini öğrencileri ihbar etmeye zorladığı savunulmuştu. Butt hakkındaki ihbarın da Henry Jackson Society adlı aşırı sağcı bir sivil toplum kuruluşu tarafından yapıldığı ortaya çıkmıştı. Söz konusu kuruluş, Butt'ın yayımladığı yazılardan ve sosyal medya hesaplarındaki görüşlerinden oluşturduğu dosyayı başbakanlık bünyesindeki Aşırılık Analiz Birimine ulaştırmıştı.

1 hafta önce

TSK temizliyor, Fransızlar besliyor! Kirli ittifak: Terör tünellerine Lafarge damgası

Barış Pınarı Harekatı'nın ardından imha edilen yüzlerce kilometre uzunluğundaki tüneller, terör örgütünün Lafarge'dan aldığı yardımın büyüklüğünü gözler önüne seriyor. TRT Haber, Suriye'de bu şirketin yardımıyla PKK/YPG tarafından inşa edilen terör tünellerinin olduğu bölgeye girdi. Suriye'de Türkiye sınırı ile M4 otoyolu arasındaki alanda faaliyet gösteren bir çimento devi; Lafarge, 2011'de başlayan iç savaşla birlikte Suriye'deki faaliyetlerini durdurmadı. Barış Pınarı Harekatı'na kadar YPG ile doğrudan tahkimat amaçlı iş birliği yapan şirket, terör örgütünün askeri kapasitesini artırmaya yönelik çalışan bir sivil ortağa dönüştü. Fabrika belgeselinde yayınlanan belgeler, terör örgütü PKK/YPG'nın kazdığı terör tünellerinin üzerindeki Lafarge damgasını netleştirdi. Tel Abyad'daki yaklaşık 150 kilometrelik tünel hattı, şehir merkezinden askeri üslere, oradan da Ayn-El Arus'a kadar uzanıyor. Bu tünel gibi daha onlarcasının temelini Fransız şirketi attı. "FRANSIZLARA BÖLGEDE ETKİ ALANI AÇACAK HER TERÖR ÖRGÜTÜ DESTEKLENİYOR" Terör örgütüne ait sözde karargahların inşasında da yine La Farge'ın büyük katkısı oldu. Fransa'nın kendi çıkarları için bu şirket aracılığıyla terör örgütlerine yardım ettiğini belirten Tel Abyad Mahalli Meclis Başkanı Salih Hacı Abdullah, "İsim fark etmiyor. İster DEAŞ ister YPG... Fransızlara bölgede etki alanı açacak her terör örgütü destekleniyor." dedi. Teröristle girilen kirli pazarlığın ortasında kalan siviller yıllarca bu terör tünellerinin yanı başında yaşadı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin düzenlediği harekatların ardından terör tünelleri tek tek temizlendi. Çimento devinin fabrikası ise halen farklı bölgelerde teröre hizmet ediyor.

1 hafta önce

Ersin Tatar: Bugün üzerinde devlet kurduğumuz, özgür olarak yaşadığımız bir vatana sahipsek bu, Mücahit ve Mehmetçik sayesindedir

KKTC'nin kuruluşunun 38. yılı, KKTC genelinde kutlanmaya devam ediyor. Başkent Lefkoşa'daki Dr. Fazıl Küçük Bulvarı'nda düzenlenen törene, Cumhurbaşkanı Tatar'ın yanı sıra Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Önder Sennaroğlu, Başbakan Faiz Sucuoğlu, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri, bakanlar, milletvekilleri, KKTC'nin ikinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, üçüncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığını temsilen Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Adnan Özbal, askeri erkan, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile çok sayıda vatandaş katıldı. İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başlayan tören, Cumhurbaşkanı Tatar'ın tören birliklerini denetlemesi ve halkı selamlamasıyla devam etti. "YÜCE TÜRK ULUSUNUN EŞSİZ DESTEK VE YARDIMI HER ZAMAN BİZİMLE OLMUŞTUR" Cumhurbaşkanı Tatar, burada yaptığı konuşmada, Kıbrıs Türk halkının en mutlu günlerinden birisini 15 Kasım 1983'te yaşadığını belirterek, onurlu bir varoluş mücadelesi ve eşsiz fedakarlıklarla kurdukları KKTC'nin 38. kuruluş yılını büyük bir coşkuyla kutladıklarını söyledi. Kıbrıs Türk halkının milli mücadele lideri Dr. Fazıl Küçük ve KKTC'nin Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş'ın sık sık "bir halkın ulaşabileceği en yüce ve onurlu mertebe, bağımsız-egemen bir devlete sahip olmasıdır" yönünde açıklamalarda bulunduğunu aktaran Tatar, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kıbrıs Türk halkı olarak eğer bugün, başı dik ve onurlu bir biçimde kendi vatanımızda özgürce yaşayabiliyorsak bunu her türlü bedeli gözünü kırpmadan ödeyen kahraman halkımıza, aziz şehitlerimize, gazilerimize, ulusal kahramanlarımıza, Dr. Fazıl Küçük'ten Rauf Raif Denktaş'a uzanan şanlı ecdadımıza ve ana vatanımız Türkiye Cumhuriyeti'ne borçluyuz. Ne mutlu ki bu soylu mücadelenin her aşamasında kopmaz, ayrılmaz bir parçası olduğumuz yüce Türk ulusunun eşsiz destek ve yardımı her zaman bizimle olmuştur." Tatar, Kıbrıs Türk halkının kurucusu ve ortağı olduğu Kıbrıs Cumhuriyeti'nden, 1963 Kanlı Noel saldırılarıyla silah zoruyla atıldığını hatırlatarak, şehitler ve gazilerin destansı bir varoluş mücadelesi verdiğini, bu günlere büyük acılar ve soykırım girişimlerine karşı direnerek geldiklerini vurguladı. 15 Temmuz 1974'te tüm dünyanın gözleri önünde askeri darbe ile Kıbrıs Helen Devleti'ni ilan eden Yunan cuntasını, etkin ve fiili garantörlük hakkını kullanarak durduranın Türkiye olduğunu anımsatan Tatar, şu ifadeleri kullandı: "Çağrımız üzerine, can ve mal güvenliğimiz ve istiklalimiz için 20 Temmuz sabahı Kıbrıs'a bir barış harekatı gerçekleştirilmemiş olsaydı bugün Kıbrıs, bir Yunan Adası'na dönecekti. Bugün üzerinde devlet kurduğumuz, özgür olarak yaşadığımız bir vatana sahipsek bu, Mücahit ve Mehmetçik sayesindedir. 15 Kasım 1983'te KKTC'nin ilanı, Rum tarafının bizim egemen eşitliğimizi kabul etmemesi, bizlerle yetki ve refah paylaşımını reddetmesi ve uluslararası camianın sadece Rum tarafının sesini duymasının bir sonucudur." Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafına, anayasasını talan ettikleri ve bir Rum devletine dönüştürdükleri sözde Kıbrıs Cumhuriyeti'ne dönüş çağrısı yaptığını ve kendilerini zamanla asimile etmeyi hayal ettiğini belirten Tatar, bu hayal nedeniyle 53 yıl süren müzakerelerde Rumların tüm önerileri reddettikleri gibi, Kıbrıs müzakere tarihinde ilk kez eş zamanlı ve ayrı ayrı referanduma götürülen 2004 Annan Planı'nı da reddettiklerini hatırlattı. "EGEMEN EŞİTLİĞİMİZ VE EŞİT ULUSLARARASI STATÜMÜZ KABUL EDİLMEDEN BİR MÜZAKERE SÜRECİNE GİRMEYECEĞİZ" Tatar, yarım asrı aşkın bir süredir müzakerelerde zemin olarak yer alan "federasyon" modelinin tükenmiş olduğunu en üst düzeyde ilgili uluslararası taraflara ilettiklerinin altını çizerek, şunları söyledi: "Egemen eşitliğimiz ve eşit uluslararası statümüz kabul edilmeden bir müzakere sürecine girmeyeceğimiz de resmi pozisyonumuz olarak kayda geçirilmiştir. Kıbrıs'ta adil ve sürdürülebilir bir çözüm sadece halihazırda var olan iki devlet gerçeğine ve iki tarafın eşit uluslararası statüsü ve egemen eşitliğine dayalı olarak gerçekleştirilebilir. Kıbrıs Türk halkının özgür iradesiyle seçilmiş bir Cumhurbaşkanı olarak, Kıbrıs'ta yeni sorunlara ve belirsiz bir geleceğe adım atmak yerine Ada'da ve Ada etrafında olan sorunlara çözüm üretebilecek yeni vizyonumuz ile yeni bir dönemin kapısını açmış bulunmaktayız. İsviçre'nin Cenevre kentinde 27-29 Nisan'da Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres öncülüğünde gerçekleşen 5+1 formatındaki gayriresmi Kıbrıs konulu konferansta, BM'ye Kıbrıs'ta kalıcı çözüm için 6 maddeden oluşan bir öneri sundum. Bu önerimle müzakere masasına ilk kez egemen eşit iki ayrı devletin varlığına ve kurumsal iş birliğine dayalı çözüm önerimiz konulmuş oldu. Her daim olduğu gibi Cenevre'de yanımızda olan Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanımız Sayın Mevlüt Çavuşoğlu'na Kıbrıs Türk halkı adına teşekkür ederim." Tatar, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını ve tüm sorunların çözümünde KKTC'ye her türlü desteği veren başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'a ve emeği geçen tüm devlet yetkililerine teşekkür etti. Cumhurbaşkanı Tatar, "Kapalı Maraş'ı açma kararımız, Kıbrıs meselesine yeni bir boyut kazandırmıştır. Maraş, bizim egemenliğimizdedir ve KKTC toprağıdır. Yıllardan beridir mallarını ve mülklerini değerlendiremeyen hak sahiplerinin askeri bölge statüsünün kaldırılmasını takiben mülklerine sahip çıkmaları insan hakları bakımından da son derece önemlidir." dedi. Maraş'ın yüzde 3,5'ine tekabül eden bir bölümün "askeri bölge" statüsünden çıkarıldığını kaydeden Tatar, uluslararası hukuk ve insan haklarına uygun olarak mülk ve mal sahiplerine, Taşınmaz Mal Komisyonuna başvurarak mallarını geri alabilme olanağı tanındığını da söyledi. Tatar, Kıbrıs'ta ve bölgede kritik gelişmeler yaşanırken, Doğu Akdeniz'deki jeopolitik durumun hidrokarbon kaynakları üzerinden bir mücadeleye dönüştüğünü belirtti. "ANA VATANIN VERDİĞİ KARARLI DESTEĞE MÜTEŞEKKİRİZ" "Buradaki ana hedef, Doğu Akdeniz'deki Türk egemenliğinin temel noktalarından olan KKTC'yi tasfiye edip, ana vatan Türkiye'yi Doğu Akdeniz'den uzaklaştırmaktır." diyen Tatar, şöyle devam etti: "Bu durum, yoğun ve karmaşık bir siyasi mücadelenin yanı sıra gerginliğin ve askeri faaliyetlerin de yoğunlaşmasına neden olmuştur. Gerginliğin ana nedenlerinin biri de Rum-Yunan ikilisinin olumsuz tutumları ile silahlanma faaliyetlerine devam etmeleridir. Kıbrıs Türk halkı olarak Kıbrıs Ada'sını çevreleyen denizlerdeki haklarımıza sahip çıkma kararlığı içerisindeyiz. Ana vatan Türkiye ile bu yönde yapılan anlaşmalara bağlı olarak ana vatanın verdiği kararlı desteğe müteşekkiriz." Tatar, egemen eşitlik temelinde Kıbrıs Adası etrafındaki hidrokarbon zenginliklerinden yararlanmak konusunda Rum kesimine yaptıkları iş birliği önerilerini bir kez daha tekrarlayarak, Rum tarafının bu iş birliği önerisine kulak asmaması ve Ada çevresinde tek yanlı girişimlere kalkışması halinde bunlara kesinlikle karşılık verileceğini ifade etti. Cumhurbaşkanı Tatar, "Devletimizin ilanı ve kuruluşu, aynı zamanda Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün komutasında silah arkadaşları, kahraman Mehmetçikler ve fedakar, cefakar Anadolu insanının el ele vererek, gerçekleştirdiği zaferlerden, Kurtuluş Savaşı'ndan ilham alınarak taçlandırılan bir eserdir, gurur abidesidir. 15 Kasım 1983 tarihi, Kıbrıs'ta bir dönüm noktasıdır." diye konuştu. Tatar, bu anlamlı günde başta Küçük ve Denktaş ile aziz şehitleri rahmetle yad ederek, gazilere minnetlerini sundu. Konuşmanın ardından halk dansları gösterisi ve resmi geçit töreni yapıldı.

1 hafta önce

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan: Türkiye ve İran arasında uzun vadeli iş birliği için yol haritası hazırlama konusunda anlaştık

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Türkiye ile İran arasında uzun vadeli iş birliği için yol haritası hazırlanması konusunda anlaştıklarını söyledi. Abdullahiyan, Tahran'a resmi ziyaret gerçekleştiren Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ortak basın toplantısında konuştu. İki ülke ilişkilerini hızlandırmak için ortak mekanizmalar kuracaklarını dile getiren Abdullahiyan, "Türkiye ve İran arasında uzun vadeli iş birliği için yol haritası hazırlama konusunda anlaştık. Bu konuda diplomatik müzakereleri başlatacağız. Sayın Erdoğan'ın Tahran'a yapacağı ziyarette bunu sonuca ulaştıracağız ve mutabakat zaptı iki cumhurbaşkanının katılımıyla imzalanacak." dedi. Çavuşoğlu ile ilişkilerin önündeki engellerin bertaraf edilmesi konusuna vurgu yaptıklarını aktaran İranlı Bakan, "İki ülkenin ilişkileri tarihi ve dostanedir. Biz buna özel önem veriyoruz. Ticari, ekonomik, enerji, sınır ve konsolosluk alanında iş birliğine vurgu yaptık. İlişkileri hızlandırmak için ciddi bir engel görmüyoruz. İki ülkenin geniş bir potansiyeli var. İş adamlarının önündeki engeller tespit edildi bu konudaki pürüzlerin giderilmesi için kısa sürede adımlar atılacak." ifadelerini kullandı. İlişkilerin son 2 yılda yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınından etkilendiğine işaret eden Abdullahiyan, iklim konuları ve çevresel tehditlere karşı mücadelenin de Ankara ve Tahran'ın gündeminde olduğunu kaydetti. İran Dışişleri Bakanı, "Birçok bölgesel meselede görüş birliği içindeyiz. Bölgesel ve uluslararası konularda faydalı görüşme yaptık. Afganistan konusuna da yoğunlaşıyoruz. Batı Asya'daki huzur ve istikrar bizim için önemli. Ankara ve Tahran yönetimleri bu konuda aktifler." diye konuştu. Birleşik Arap Emirlikleri, İran ile Türkiye arasındaki transit yolla ilgili de hem ikili hem de çoklu ticari iş birliğine önem verdiklerini belirten Abdullahiyan, imzalanacak mutabakat zaptında bu hususların da yer alacağını söyledi. Abdullahiyan, ayrıca, Yemen'deki savaşın sona ermesi ve Afganistan'da geniş katılımlı hükümetin kurulması temennisinde bulundu.

1 hafta önce

Ermenistan'da sular durulmuyor! Savunma Bakanı görevden alındı

Interfax Haber ajansında yer alan Son Dakika haberine göre Ermenistan'da Savunma Bakanı Arşak Karapetyan görevden alındı. Kararın Cumhurbaşkanı Armen Sarkisyan tarafından imzalandığı ve görevden alınan bakanın yerine Suren Papikyan'ın atandığı bildirildi. Suren Papikyan, bakanlık görevine atanmadan önce Başbakan Yardımcısı olarak görev yapıyordu. Cumhurbaşkanı Sarkisyan tarafından imzalanan kararın Başbakan Paşinyan tarafından alınarak kendisine sunulduğu ifade edildi.

1 hafta önce

Ermenistan ordusundan provokasyon girişimi: Askeri araçlarla sınıra ilerlediler

Azerbaycan Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, bu sabah Ermeni askerlerin askeri araçlarla Laçın ilindeki Ermenistan-Azerbaycan devlet sınırına doğru ilerlediklerinin tespit edildiği belirtildi. Ermenistan askerlerinin provokasyon girişimine karşı Azerbaycan Ordusu’nun gerekli önlemleri aldığı ve Ermeni askerlerin bölgeden çekilmek zorunda kaldığı kaydedildi. ERMENİSTAN BU TÜR GİRİŞİMLERE SON VERMELİ Bölgedeki durumun kontrol altında olduğunun ifade edildiği açıklamada, Ermenistan’ın bu tür girişimlere son vermesi gerektiği, bu olayın Azerbaycan ve Ermenistan’ın devlet sınırlarının müzakereler yoluyla belirlenmesinin ve haritalandırılmasının önemini bir kez daha gösterdiği ifade edildi. Bakanlık, Ermenistan-Azerbaycan sınırındaki gerginliklerin tüm sorumluluğunun Ermenistan’a ait olduğunu da belirtti.

1 hafta önce

Rusya'dan ABD'yi kızdıracak S-400 duyurusu: 7 alıcıyla görüşüyoruz

Rusya'nın S-400 Triumf 2007'de hizmete giren en son uzun ve orta menzilli karadan havaya füze sistemidir. Savunma sanayii ürünlerinin sergilendiği Dubai Airshow 2021'de TASS'a açıklamalarda bulunan Rosoboronexport Genel Müdürü Alexander Mikheyev, Rusya'nın Rosoboronexport'un olası S-400 Triumf füze sistemleri tedariki konusunda yedi ortakla istişarelerde bulunduğunu söyledi. S-400 Triumf için ek araçlar Mikheyev, 'Rusya yedi stratejik ortağıyla yüksek teknoloji ve etkili S-400 füze sistemleri tedariki konusunda istişarelere devam ediyor. Görüşmeler sırasında tedarik kapsamını, ekipmanı tartışıyoruz ve sistemlerin etkinliğini ve güvenilirliğini artırmak için ek araçlar sunuyoruz." dedi. Rusya'nın S-400 'Triumf'u (NATO adı: SA-21 Growler), 2007 yılında hizmete giren en son uzun ve orta menzilli karadan havaya füze sistemidir. Uçak, seyir ve balistik füzeleri yok etmek için tasarlanmıştır. Kara hedeflerine karşı da kullanılabilir. S-400, yoğun düşman ateşi ve sıkışması altında 400 km'ye kadar mesafedeki ve 30 km'ye kadar irtifadaki hedefleri vurabilir. Olası alımlara ABD ne tepki verecek? Rusya'nın S-400 savunma sistemlerini alan ülkelere yaptırım uygulayan ABD'nin, Orta Doğu'da olası bir müttefikinin alımını nasıl karşılayacağı merak konusu. Örneğin F-35 konusunda sıkıntı yaşayan Birleşik Arap Emirlikleri'nin Rus Su-57 Checkmate 5. nesil savaş uçağı ve Pantsir savunma sistemleri ile ilgilendiği iddia ediliyor. Dubai Airshow, iki yılda bir düzenlenen en büyük uluslararası havacılık gösterilerinden biridir.

1 hafta önce

BM Genel Sekreteri Guterres: “Hâlâ iklim felaketinin kapısını çalıyoruz”

Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP26) ülkeler, iklim değişikliğine karşı alınacak bir dizi önlemi içeren anlaşmayı imzaladı. Özellikle Hindistan ve Çin’in itirazları sonrası değiştirilen bildiri, yine de kömür kullanımını azaltmayı hedefleyen tarihteki ilk anlaşma oldu. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, kapanış konuşmasında “Kırılgan gezegenimiz pamuk ipliğine bağlı. Hala iklim felaketinin kapısını çalıyoruz” ifadelerini kullandı. Konferansta katılımcıların iklim değişikliği konusunda önemli adımlar attıklarını belirten Guterres, “Ancak ne yazık ki kolektif siyasi irade bazı derin çelişkileri aşmaya yetmedi” diye konuştu. Genel Sekreter, küresel ısınmada 1.5 derece hedefini canlı tutmak için harekete geçmek gerektiğini vurguladı. Fosil yakıt sübvansiyonlarının sona ermesi, kömürün aşamalı olarak kaldırılması ve gelişmekte olan ülkeleri desteklemek için 100 milyar dolarlık iklim finansmanı taahhüdünün yerine getirilmesi gerektiğini kaydeden Guterres, konferansta bu hedeflere tam ulaşılamadığını söyledi. Guterres, “Bir günde veya bir konferansta hedefimize varamayacağız. Ama oraya ulaşabileceğimizi biliyorum. Hayatımızın kavgasını veriyoruz. Asla pes etmeyin. Asla geri çekilmeyin. İlerlemeye devam edin” ifadelerini kullandı. KÖMÜR ANLAŞMASI Bu arada konferans, küresel ısınmayı 1.5 santigrat derecede sınırlama hedefini canlı tutmayı amaçlayan küresel bir anlaşmayla sonuçlanırken, 200’e yakın ülkenin imza attığı anlaşmanın kömür kullanımıyla ilgili bölümünde son dakikada değişiklik yapılmak zorunda kalındı. Hindistan, anlaşmanın onaya sunulmasına çok az bir zaman kala, metinde, sera gazı emisyonlarının tek başına en büyük kaynağı konumundaki kömür enerjisini “aşamalı olarak durdurmak” yerine “aşamalı olarak azaltılması” şeklinde değişiklik yapılmasını talep etti. Hindistan’ın bu talebi, aralarında bazı kırılgan küçük ada ülkelerinin de bulunduğu çok sayıda ülkeden ve iklim savunucularından, nihai anlaşmayı zayıflattığı gerekçesiyle tepki gördü. “Amerikanın Sesi”ne göre, BM iklim görüşmelerinin son gününde birçok ülke, anlaşmanın istenen düzeyde olmamasından şikayet etse de “hiç olmamasından iyi olduğunu” ve iklim hedeflerinde kademeli bir ilerleme imkanı sunduğunu söyledi. İsviçre ve Meksika’dan müzakereciler, kömür kullanımı konusundaki dilin değiştirilmesinin, çok geç yapıldığı gerekçesiyle kurallara aykırı olduğunu savundu ancak onaylamaktan başka seçeneklerinin bulunmadığını kabul etti. NELER BULUNUYOR? Glasgow İklim Anlaşması, yoksul ülkelere yönelik mali teşvikler içeriyor. Anlaşma ayrıca, en fazla karbon salınımı yapan ülkeleri, 2022 yılı sonuna kadar emisyonları azaltma yönünde daha güçlü taahhütler ortaya koymakla yükümlü tutuyor. Anlaşma, küresel ısınmaya neden olan sera gazı emisyonlarını azaltma yolunda bugüne kadarki verilmiş taahhütlerin yeterli olmaktan çok uzak olduğunu kabul ediyor ve ülkelerden, her yıl daha güçlü iklim sözleri vermesini istiyor.

1 2 3 4 5 6 7 8 ... 125 126