19 Eylül Cumartesi 2020

Naif Analiz - Ali Naif Çakar | Anti-FEVID-19; Fetullahçı Virüsle Mücadele

Naif Analiz - Ali Naif Çakar | Anti-FEVID-19; Fetullahçı Virüsle Mücadele

“Rüyamda görseydim inanmazdım” veciz sözü “internette görseydim inanmazdım” şeklinde yeniden hayat buluyor. Sanal gerçeklik hayallerimize ve rüyalarımıza meydan okuyor.

 

Tarihin kırılganlıklarını, zamanın akışını, sabrı ve sorgusuz itaati kendilerine yol olarak belirlemiş “kurgu askerler” kendi inşa ettikleri sanal gerçeklikler içinden süzülüp demokrasiye ve millete meydan okumaya kalkıştılar.

Öyle bir meydan okuma ki, meydanlar da millet-i kebirden döndü ve tarihin başarısız darbe girişimleri arasında yerini aldı.

 

Devleti operasyonel hedef olarak seçen ve devlet dendiğinde güvenlik, istihbarat ve yargı bürokrasisini devletin ele geçirilmesi için öncelikli sızma ve kuşatma bölgesi olarak belirleyen, devlete giden yolun millet ağından ve seçilmiş insan kaynağından geçtiğinin farkında karmaşık bir şebekeyi tarif etmek oldukça zor oluyor.

Fetullahçı terörizmi ile mücadele çok boyutlu ve uzun soluklu bir mücadeledir. 17-25 Aralık kumpasıyla, MİT tırları meselesiyle yargı ve güvenlik bürokrasisi yoluyla neler yapabileceklerini gördüğümüz, üniformalı mensuplarıyla 15 Temmuz gecesi herhangi bir insani, ahlaki, ve dini  sınırlarının olmadığını gördük.

 

Bu organize ihanet şebekesinin kontrol edemediği hedefindeki her yeri, her kurumu ve herkesi itibarsızlaştırmak için tüm yöntemlere başvurduğunu biliyoruz.

 

Tarih’e not düşelim; 15 Temmuz 2016 darbe girişimi Türkiye tarihinde teröristlerin kalkıştığı ilk darbe girişimidir.  

 

Terör çalışmaları için yeni bir akım, güvenlik çalışmaları için yeni bir vaka, kriminoloji boyutuyla kompleks bir olgu, psikoloji ve ilahiyat bilimleri için ortak çalışmayı gerektiren bir laboratuvar, adli boyutuyla derinleşmiş suç türleri, insan kaynakları için yeni kriter ve referanslar derken bilimi dahi zorlayan bir yapıyla karşılaşıyoruz.

 

Siyasal irade nezdinde milli iradeyle hesaplaşma cüreti gösteren, demokrasiye, değerlere ve Türkiye’nin köklü birikimine leke sürmeye kalkışmış bir cemaatten, hizmet hareketine, büyük bir ticari organizasyondan bürokratik işgale değin uzanan kargaşanın içinden top, tüfek, tank ve uçakla bomba olup üzerimize yağan bu hainlere şükürler olsun ki Allah’ın izniyle geçit vermedik.

 

Fetullahçılığın bir sapkınlık olduğunu, kronik Fetullahçılığın tedavisi imkansız bir veba olduğunu 15 Temmuz 2016 tarihinde net bir şekilde anladık.

Liyakatın yerini adam kayırmanın, soru çalıp vermenin, haramın helal sayıldığının, şeytana iman ederek amaca götüren her yolun fazlasıyla mübah olduğunu bu yapı içerisinde gördük.

Anadolu insanının İslami hassasiyetlerini kendi çıkarları için kullanan, din ve diyaneti kendi beyin yıkama süreçlerine kılıf yapan büyük bir istismar çetesini tarife uğraşıyoruz.

 

Küreselden ulusala, ulusaldan yerele Türkiye’nin tüm düşmanlarıyla aynı masada oturmayı başarabilen bir yapıdan bahsediyoruz. Nitekim bunlar Türkiye’nin düşmanlarının tarihsel tecrübelerinden istifade etmeyi yol olarak seçtiler.

Tarih boyunca ateş’le imtihan olmuş ve geçmiş bir milleti darbeyle imtihan etmeye kalkan FETÖ ve onun Türkiye düşmanı dostları aziz milletin bu imtihana müsaade etmeyeceğini hesaba katamadılar.

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın çağrısıyla bu ülkenin vatanseverleri asker kıyafetli kuklalara had bildirmekle kalmadı, dünya tarihine emsalsiz bir demokrasi ve milli irade dersi verdiler.

Başvekil Adnan Menderes’i milletten aldıkları gün kazandıklarını ve kazanacaklarını düşünen vesayet güruhu, milletin bağrına ateş gibi saplanan o oku milletin bir gün çıkarıp kendilerine saplayacaklarını hesaba katamadılar.

 

Menderes’ten Erdoğan’a Türkiye’yi dönüştüren tüm liderlerin tüm siyasetçilerin önünü kesmeyi yol ve hak olarak bildiler.

 

Türk milleti demokrasinin atası değildir ama hak, adalet ve hakkaniyet terazisinin dünya üzerindeki sarrafıdır.

 

Hak, adalet ve hakkaniyetle birlikte demokrasiyi içselleştirmiş bir milletin, darbe darbe büyüyen emelleri olanlara karşı indirdiği demirden yumruk demokrasinin elidir.

 

Sene-i millet, vatan ve demokrasi mücadelesinde demirden eldivenini giydi ve gereğini yaptı.

Türk’ü darbeyle imtihan etmeye kalkanlar, imtihan sorusu çalma kültüründen geldikleri için Türk’ün vatana ve demokrasiye dair her imtihandan tam puanla nasıl geçtiğini asla anlayamazlar ve anlayamayacaklar.

 

Bu sözüm 15 Temmuz’u küçümseyenlere adrese teslim gitsin; açık ve net olarak 15 Temmuz darbe girişimi bir siyasal hesaplaşma değildir. Millet iradesini temsil eden Cumhurbaşkanının hayatına kastetmek, demokratik müesseseleri gasp edilmek suretiyle, demokrasi, siyaset ve memleket idaresi hedef seçilmiştir.

 

Yazının özlü sözü: kontrollü darbe, tiyatro vb. diyerek 15 Temmuzu küçümseyen ve dışlayan bizden(insanlıktan) değildir!  

 

Dünya halen farkında değil ama Türkiye’ye büyük bir teşekkür borcu var.

 

COVİD-19 Pandemisi zihnimizde şimşekler çaktırdı.

 

15 Temmuz’u milletimiz ve devletimiz el ele püskürtmeseydi geçmişte küresel bir ağ kurmuş olan Fetullahçı Virüs salgını(FEVID-19) hedefindeki tüm devletlerin savunma sistemlerine sızabilecek ve darbe sistematiklerini tetikleyebilecek bir kapasiteye erişebilirdi.

Biz mücadelemizi en ufak bir zafiyet göstermeden kararlılıkla sürdürürken artık gerisini darbecileri ve onun elebaşını besleyen ABD ve Avrupa Ülkeleri düşünsün.

 

Darbenin ve darbecilerin panzehri Türk milletidir!

 

Yaşasın demokrasi ve milli birlik, muhakkak ki takdir Allah’ın zafer milletindir!

Yeni Yorum