06 Ekim Perşembe 2022

İBB'nin 'belediyeden alındı' dediği yalılar geçmiş yıllarda Hazine'ye aitmiş!

İBB'nin 'belediyeden alındı' dediği yalılar geçmiş yıllarda Hazine'ye aitmiş!

HaberTürk yazarı Murat Bardakçı, İBB'den alınan Fehime ve Hatice Sultan yalılarını köşesine taşıdı. Bu kararın doğru bir karar olduğunu anlatan Bardakçı, iki yalının geçmiş yıllarda da Hazine'ye ait olduğunu açıkladı. Bardakçı, bu yalıların nasıl belediyeye geçtiğini de anlamadığını belirtirken adeta burada bir şaibe olduğunu da ima etti.

 

CHP'li İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin mülkiyeti İBB'ye ait olan Ortaköy’deki Fehime ve Hatice Sultan yalılarını Belediye’den alınıp Hazine’ye devredilmesi sonrasında açıklamaları gündem olmuştu.

 

Konuyla ilgili köşe yazısında açıklamalar yapan Habertürk yazarı Murat Bardakçı, her iki yalının da geçmişte Hazine mülkü olduğunu anlattı. 

 

İşte Bardakçı'nın o yazısı:

 

İstanbul Valiliği’nde toplanan “Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu”, mülkiyeti İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait olan Ortaköy’deki Fehime ve Hatice Sultan yalılarını Belediye’den alıp Hazine’ye devretti ve kıyamet koptu.

 

Bu iki yalının geçmişini hemen her yönü ile bilen ve eski sahiplerinin ailelerini de yakından tanıyan bir kişi olarak kısaca söyleyeyim: Komisyon’un kararı doğrudur, zira her iki yalı da geçmişte Hazine’ye ait mülklerdir.

 

Yalılarının koskoca bir roman teşkil edecek derecede maceralarla ve trajedilerle dolu tarihlerine kısa da olsa temas etmeden önce, senelerdir yapılan bir hatayı düzelteyim: Hatice Sultan Yalısı’nın yanında bulunan ve “Fehime Sultan Yalısı” diye bilinen bina Fehime Sultan’a değil, Sultan Abdülhamid’in kızlarından Naime Sultan’a aitti. Fehime Sultan’ın bugün vârolmayan yalısı bu iki yalıdan sonra gelirdi ve şimdi Boğaz Köprüsü’nün ayaklarının bulunduğu yerin Beşiktaş istikametinde hemen gerisinde yeralırdı.

 

Ortaköy’deki bu iki yalı ile alâkalı mülkiyet tartışmasının geçmişi şöyledir:

 

Saltanat zamanında hanedan mensubu olan şehzadelerin ve sultanların yaşadıkları yalıların, köşklerin veya konakların onların mülkü olduğu zannedilirdi ama mesele öyle değildi, böyle muhteşem binaların tamamına yakını “tâcın malları”nı idare eden ve özerk bir kuruluş olan “Hazine-i Hâssa”ya aitti. Yalılar, köşkler ve konaklar Hazine-i Hâssa’nın mülkü idi, şehzadeler ile sultanlara padişahın talimatı ile tahsis edilmişler, yani kullanmaları için verilmişlerdi ve buralarda yaşayan hanedan mensuplarının ölümleri yahut herhangi bir sebeple artık o mekânı kullanmaması üzerine binalar yine Hazine-i Hâssa’nın idaresine geçerdi.


Ortaköy’de şimdi İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Ankara arasında tartışma ve gerilim konusu olan Hatice ile Fehime, daha doğrusu Naime Sultan yalıları da geçmişte Belediye’ye değil, Hazine-i Hâssa’ya ait idiler. Hazine-i Hâssa’ya ait bütün mülkler Meclis’in 3 Mart 1924’te kabul ettiği, hilâfeti kaldırıp Osmanlı Hanedanı’nı sürgüne gönderen 431 sayılı sürgün kanununun onuncu maddesi ile millete intikal etmiş, yani Hazine’ye geçmişti ve böyle binlerce mülkün arasında, Ortaköy’deki yalılar da vardı.

 

Muamma, benim için işte burada başlıyor: Sonra ne olduysa oldu, nasıl yapıldıysa yapıldı ve Hazine’ye ait olan bazı mekânlar zamanla İl Özel İdareleri’nin mülkü oldular. Ortaköy’deki yalılar da İstanbul İl Öze İdaresi’ne geçtiler ama, 2014’te büyükşehir belediyesi olan illerdeki il özel idarelerinin lâğvedilmesi üzerine yine nasıl olduysa oldu ve Büyükşehir Belediyesi’ne devredildiler.

 

“Devir, Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu”, dün Fehime Sultan ve Hatice Sultan yalılarının mülkiyetini İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden (İBB) alarak Hazine’ye devretti; yani yalılar eski sahibine dönmüş oldular.

 

BÖYLE OLDUĞUNA BİZZAT ŞAHİDİM!

 

Bu kadar kesin konuşmanın sebebi bunun böyle olduğuna, yani yalıların daha önce Hazine’ye ait bulunduğuna bizzat şahit olmamdır!

 

1990’ların sonlarında, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girebilme maratonunun başladığı günlerde devletin geçmişte elkoyduğu gayrımenkullerin sahiplerine iadesi konusu da gündeme gelmiş, tek-tük de olsa bazı azınlık vakıfları ellerinden alınan gayrımenkullere yeniden sahip olabilmişlerdi.

 

Bu gelişme üzerine, Hatice ve Naime Sultan’ın dostlarım ve hattâ arkadaşlarım olan torunları da “Acaba büyükannelerimizin mallarını geri alabilir miyiz?” diye düşündüler...

 

Sultanların soyundan gelen bu kişiler Osmanoğlu ailesinin sürgün nesli idi, Türkiye’de yaşamıyorlar ve Türkçe de bilmiyorlardı. Birgün, yanılmıyorsam Paris’te beraber olduğumuzda meseleyi bana da açmışlardı ve cevaben “Bu yalıların şahsî mülk olduğunu tahmin etmiyorum; hele Sultan Abdülhamid’in tahtından indirilmiş olan ağabeyinin kızınının böyle kıymetli bir mekâna sahip olmasına izin vereceğini de hiç zannetmem” demiştim.


Aradan birkaç ay geçti, torunlar İstanbul’a geldiler, konuyu açıklığa kavuşturabilmek için tapu kayılarını görmek istediler ve eski harfli kayıtları okumam için benim de onlarla beraber tapuya gelmemi arzu ettiler.

 

Randevu alıp Beşiktaş Tapusu’na gittik, eski kayıtlar açıldı, ada ve parsel numaralarını bilmediğimiz için yalıların tam yerini tesbit edebilmek hayli zaman aldı ama aradığımız mekânlar zor da olsa nihayet bulundu.

 

Her iki yalı da Maliye Hazinesi’nin mülkü idi! Hiçbir zaman sultanlara ait olmamış, padişahın kızları o muhteşem mekânları bir çeşit “lojman” olarak kullanmışlardı!

 

Naime Sultan’a ait yalı sonraki senelerde Gazi Osmanpaşa İlkokulu yapıldı ama 2002’de cayır cayır yandı! Hatice Sultan Yalısı da senelerce İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü’ne kiralandı, kira sözleşmesi 2006’da sona erdi, boşaltılması hayli tartışmalı oldu ve sonraki senelerde bu iki yalı üzerinde bir mülkiyet mücadelesidir sürdü, gitti...

Yalıların eski sahibi olan Hazine’ye devri ile bu mücadele şimdi yeni bir safhaya girmiş bulunuyor...

 

İSTANBUL’DA NADİR YAŞANAN BİR SKANDAL

 

Her iki yalı da bundan 118 sene önce, 1904’te, İstanbul’un en namlı aşk skandallarından birinin mekânı olmuş, çıkan dedikodular senelerce devam etmiş ve talihin garip bir cilvesi ile Hatice ile Naime Sultan’ın hayatları da felâketlerle sona ermişti...

 

İşte, Ortaköy’de bundan 118 sene önce yaşanan skandalın kısa öyküsü:

 

Sultan Beşinci Murad 1876’ta tahtından indirilip hanımları ve çocuklarıyla beraber Ortaköy’deki Çırağan Sarayı’na hapsedilmiş, yerini kardeşi İkinci Abdülhamid almıştı.

 

Devrik hükümdar, ailesiyle Çırağan’da çile doldururken geçen senelerle beraber kızlarının evlilik çağı da gelip geçti ve Beşinci Murad’ın büyük kızı Hatice Sultan, amcası Abdülhamid’e “Yaşadığı zindandan kurtulabilmek için koca olarak bir haremağasına bile rıza göstereceği” yolunda haberler gönderdi.


O sırada 31 yaşına gelmiş olan Hatice Sultan’ın ricası kabul edildi ama Abdülhamid padişah kızlarının İstanbul’un seçkin ailelerine mensup delikanlılarla evlendirilmeleri teamülünün dışına çıktı ve hükümdarın devrik ağabeyinin kızına sarayda çalışan, sıradan ve hiç de yakışıklı olmayan Ali Vâsıf Efendi adında bir koca bulundu.

Hatice Sultan ile Ali Vâsıf Efendi evlendiler ve Abdülhamid’in kendilerine tahsis ettiği Ortaköy’deki yalıya yerleştiler...

 

Abdülhamid, kendi kızlarından ikisi, Naime ve Zekiye Sultanlar’ı Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’nın iki oğluyla evlendirmişti ve bu evlilikleri gören Hatice Sultan, Ali Vâsıf Efendi gibi sıradan bir kişinin kendisine koca olarak seçilmesini hazmedemedi. “Amcam kızlarını Paşa’nın oğullarına verirken bana kimi lâyık gördü?” diye düşünüyordu. Üstelik, babası Beşinci Murad’ın tahttan indirilmesinde Abdülhamid’in parmağı olduğundan emindi...

 

Sonra hem kendisinin, hem de babasının intikamını almak için bir plan hazırladı: 

 

Abdülhamid’in Gazi Osman Paşa’nın oğullarından Kemaleddin Paşa ile evli olan kızı Naime Sultan hemen bitişiğindeki yalıda oturuyor ve Kemaleddin Paşa’nın arada bir başka hanımlarla ilgilendiği de biliniyordu.

 

Hatice Sultan, Kemaleddin Paşa’nın bu zaafını kullanıp Paşa’yı kendisine âşık edecek ve gizlice mektuplaşmaya başlayacaklardı. İki yalı arasındaki yazışmalar aylarca devam etti, yasak bir aşkın belgesi olan mektuplar günün birinde her nasılsa Abdülhamid’in eline geçti ve bütün İstanbul, bir anda Ortaköy’deki skandalı konuşur oluverdi!

 

Ama, hükümdarın mektupları görmesini bizzat Hatice Sultan’ın sağladığı ve bütün bunları yapmakla kendisinin ve babasının intikamını almış olduğuna inandığı söyleniyordu...

 

Abdülhamid hem padişah hem de kayınpeder olarak ihanete uğramıştı ve gazabı şiddetli oldu: Kızı Naime Sultan’ı Kemaleddin Paşa’dan hemen boşattı, sabık damadını bütün unvanlarını alıp Bursa’ya sürgün etti, kızını bir başka Paşa ile nikâhladı ve yeğeni Hatice Sultan’ın yalıdan dışarıya adım atmasını yasakladı. Rezalete tahammül edemeyen Ali Vasıf Bey de Hatice Sultan’ı boşayıp kayıplara karıştı...


Aradan beş sene geçti, Abdülhamid tahtından indirildi, Bursa’da sürgünde olan Kemaleddin Paşa İstanbul’a döndü, Hatice Sultan’a gidip evlenme teklif etti ama reddedildi. Amcası Abdülhamid’in devrilmesiyle yalıdaki hapis hayatı nihayete eren Hatice Sultan, Rauf Hayreddin Bey adında bir diplomatla evlendi ve bir oğluyla bir kızı oldu.

Derken 1924’e gelindi ve o senenin 3 Mart’ında Osmanlı Hanedanı’nın bütün mensupları Türkiye sınırları dışına çıkartıldılar.

 

Sürgün, Ortaköy yalılarının sâkinlerine ardarda felâketler getirecekti...

 

Hatice Sultan’ın kocası Rauf Hayreddin Bey gurbete gitmek istemedi ve karısını boşayıp Türkiye’de kalınca Hatice Sultan sürgüne kızı Selma ve oğlu Hayri ile beraber gitti. Lübnan’a yerleşti, kızını bir Hint racasıyla evlendirip Hindistan’a gönderdi ama oğlu Lübnan’da intihar etti ve Beşinci Murad’ın bahtsız kızı, 1938’in 13 Mart’ında Beyrut’ta tek başına, yokluk içerisinde can verdi.

 

Kocasını kuzeni Hatice Sultan’a kaptıran Naime Sultan ise sürgünün ilk senelerinde Fransa’da yaşadı ama geçim sıkıntısına düştü, Fransa’dan ayrılıp ikinci kocasının memleketi olan Arnavutluk’a yerleşti ve onun âkıbeti de facia ile noktalandı: Tiran’da 1944’teki komünist darbe sırasında ortadan kayboldu!

 

Ortaköy’deki yalıların pek öyle tekin mekânlar olmadığını herhalde farketmişsinizdir...

Yeni Yorum