06 Aralık Pazartesi 2021

“Davutoğlu’nun günahı, Ruşen’in fotoğrafı”

“Davutoğlu’nun günahı, Ruşen’in fotoğrafı”

2 ayı aşkın bir süredir, Birleşik Arap Emirlikleri’nden AK Parti’yi ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu hedef alan organize suç örgütü elebaşı Sedat Peker’in mesnetsiz iddialarının en büyük destekçilerinden biri olan, 22 Mayıs 2016 tarihinde başbakanlıktan alınan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu için ABD'nin dış politikalarına yön veren Foreign Policy dergisi, 'ABD, Ankara'daki adamını kaybetti' yorumunu yapmış Davutoğlu’nun danışmanı Etyen Mahçupyan ise ‘Davutoğlu başbakan kalsaydı, 15 Temmuz darbe girişimini yaşamazdık.’ yorumunda bulunmuştu.

 

Sabah gazetesi yazarı Salih Tuna, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun son günlerde organize suç örgütü elebaşı Sedat Peker’in mesnetsiz iddialarını ciddiye alıp gündemde tutmaya çalışan Ruşen Çakır’a konuk olmasını ve Davutoğlu’nun Çakır’a ‘vefasınını yazdı.

 

Tuna’nın yazısı şöyle;

 

“Sayın Ahmet Davutoğlu birkaç gün evvel Ruşen Çakır adlı şahsın "Besleme Medya" tesmiye edilen mecrasında çok doğru bir şey söyledi.

 

Şaşırdığınızın farkındayım, ben de duyunca şaşırmıştım. Evet yanlış duymadınız, "Çok doğru bir şey söyledi" dedim.

 

Lakin, ona geçmeden evvel can arkadaşım Ahmet Kekeç'e ait "Besleme Medya" kavramlaştırmasının "yakıştırma" değil, "olgu" olduğunu belirtmek isterim.

 

Zira, ABD'nin ünlü düşünce kuruluşu "Center for American Progress", Ruşen Çakır'ın sahibi olduğu söz konusu medya dahil birçok sosyal medya kuruluşunun ABD tarafından fonlandığını raporunda açık seçik yazmıştı.

 

E tabii ABD beslemesi medya olunca, Davutoğlu'na bazı şeyleri sormak hiç "yakışık" almazdı.

 

Mesela, "Başbakanlıktan ayrılmanız üzerine, ABD'nin dış politikalarına yön veren Foreign Policy dergisinin, 'ABD, Ankara'daki adamını kaybetti' yorumunu yapmasına ne diyorsunuz?" şeklinde bir soru yöneltmesi "tencere dibin kara" misali ayıp olurdu.

 

Haliyle sormadı.

 

"Eski Başdanışmanınız Abdulkadir Özkan, genel başkanı olduğunuz AK Parti 7 Haziran seçimlerini kaybedince resmi konutta kutlama yaptığınızı iddia ediyor, doğru mu?.." diye de sormadı.

 

Ne mi sordu?

 

Mönüdeki vazgeçilmezlerden Pengueni sordu mesela...

 

"Hilal Kaplan size hodri meydan çekti, beni mahkemeye verin dedi. Madem Penguenden çok şekvacısınız, neden mahkemeye vermiyorsunuz?" şeklinde sormadı ama sorsaydı da Davutoğlu'nun mucize çapındaki "tutarsızlık" başarısını sürdüreceği kuvvetle muhtemeldi. Çünkü bu konuda şimdiye değin kendi kendini çürütmekten, hatta iptizale uğratmaktan öteye geçmedi.

 

Bir şey daha söyledi ki kendisi adına çok üzüldüm. Bunu da anlatacağım, lakin öncelikle şu Ruşen Çakır'ın "vefasına" değinmek istiyorum. 

 

Davutoğlu söyleşisi nedense bana bu özelliğini çağrıştırdı. "Özellik" midir yoksa "profesyonellik" mi, bilemem.

 

Benim bildiğim şudur: "Gezi" kalkışmasında kaput olan NTV canlı yayın aracının önünde kahraman gibi poz vermekle Gezicilere "vefasını" göstermişti. Bu pozdan daha kahramancasını da Kandil'de vermişti.

 

Vaktiyle anlatmıştım: PKK liderlerinden Duran Kalkan ile yaptığı söyleşi için çadırda öyle bir fotoğraf çektirmiş ki, kim Ruşen, kim Duran Kalkan, bilmeyen anlayamazdı... Masa başındaki sandalyede, hemen Öcalan posterinin altında Ruşen, elinde kalem bir şeyler anlatıyor; Duran Kalkan da masanın köşeciğine iliştirilmiş sandalyede elleri dizlerinde uslu bir çocuk gibi dinliyor. Duran Kalkan'ın misafirperverliğini yansıttığı kadar Ruşen'in de misafir olmadığını yansıtan bu fotoğrafı nasıl anlatsam... Hani bir dostunuzu makamında ziyaret edersiniz de sizi muhabbetinden dolayı makam masasının başında oturmaya davet eder. İtiraz etseniz de, sonunda ısrarlara dayanamaz oturursunuz. Ne ki iğreti oturduğunuzu içeri giren herkes ilk bakışta anlar... Bu fotoğraf öyle değil. Bilmeyen Ruşen'i hep o masa başında, Duran Kalkan'ı da hep masanın karşısında maruzatını arz eden biri sanır.

 

Fotoğraf dedik laf uzadı. Gelelim Davutoğlu'nun "çok doğru" dediğim sözüne:

 

Ruşen Çakır, "Kamuoyu, Sedat Peker'in anlattıklarından daha fazlasını bildiğiniz halde anlatmadığınıza inanıyor" deyince, "Ben nerden bileyim. Gayrimeşru ilişkilerin içinde olmadım ki..." cevabını verdi.

 

Doğru dediğim bu!

 

Öyle siyasi şizofren bir güruh ki, Kılıçdaroğlu'nun CHP Genel Başkanlık koltuğuna nasıl oturtulduğunu hem bilmiyor hem öğrenmek istemiyor. Ama 19 yıl boyunca her seçimi kazanıp tek başına iktidar olan AK Parti'nin "sırlardan" ibaret olduğunu sanıyor.

 

Bu muhalif şebeleklere göre AK Parti'nin en büyük "sırrı" da 15 Temmuz. Sedat Peker'den de en çok bu "sırrı" deşifre etmesini istiyorlar.

 

Hülasa, 15 Temmuz direnişine Fetullah Gülen'le ağız birliği içinde "tiyatro" demesini bekliyorlar...

 

Davutoğlu'na çok üzüldüğüm şeye gelince: 

 

Mezkûr söyleşide, AK Parti'deki kavganın "siyaset dışı ilişkiler ağından" çıktığını iddia ederken, "Yoksa benim yükselen popülaritemden Tayyip Erdoğan'ın rahatsız olmasını anlarım..." diyor.

Davutoğlu'nun partisinde hiç mi samimi bir dostu, arkadaşı yok?

 

"Yükselen popülaritesinden Erdoğan'ın rahatsızlık duyduğuna" inanacak kadar gerçeklerden bağını koparması hiç mi vicdanlarını sızlatmıyor?

 

Neden uyandırmıyorlar?

 

Davutoğlu'nun günahından ne yapacaklar?”

Yeni Yorum